Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Tasavvuf Edebiyatı

Bir Mevlevî Gûyendesi: Şeyyad Hamza

Tasavvuf deyince akla elbette tarikatlar ve mutasavvıflar gelir. Bu mutasavvıflar belirli kaideler içerisinde kendi dergâhında mürşitler yetiştirmiş ve daha çok kişiye ulaşabilmek için eserler ortaya koymuşlardır. Mutasavvıf şairleri ve eserleri konu aldığımız Tasavvuf Edebiyatı serimize devam ediyoruz. Bu yazımızda Anadolu sahası Türk Edebiyatının ilk şairlerinden, aynı zamanda Türkçe Yusuf ü Züleyha mesnevilerinin ilk örneklerinden sayılan mesnevisiyle tanınmış, Mevlevî bir mutasavvıf şair olan Şeyyad Hamza’yı öğreneceğiz.

Hayatı

Fuat Koprulu
Fuat Köprülü

Kendisi ile ilgili bilgilerin bugün için sınırlı olduğu Şeyyad Hamza’yı edebiyat tarihimize ilk tanıtan isim Fuat Köprülü’dür. Bizlere şairler hakkında bilgiler sunan tezkirelerin en önemlilerinden, Bursalı Lâmiî Çelebi’nin Letâifnâme’sinde Nasreddin Hoca ile çağdaş oldukları yazmaktadır. Bu da Fuat Köprülü’nün Şeyyad Hamza’yı 14.yüzyıl değil, 13.yüzyıl şairleri arasında tertip etmesinin nedenidir. Şeyyad Hamza’nın, kendisinin Ahvâl-i Kıyâmet eserinin sonunda Sultan Veled’den bahsetmesi ve bir Mevlevi şairin kendisini Şeyyâd-ı Mevlevî olarak anması sebebiyle Mevlevi olduğu anlaşılır. Eldeki kaynaklara bakıldığında Şeyyad Hamza’nın bir Mevlevî gûyendesi olduğu görülür. Gûyende, Mevlevî tarikatında Mevleviler arasında yüksek sesle manzumeleri söyleyen bir okuyucu manasına gelmektedir.

Akşehir sınırları içerisinde bulunan bir kadın mezar taşı bizlere Şeyyad Hamza hakkında destekleyici ve farklı bilgiler sunar. Şairin meşhur mersiyesi ile aynı tarihe sahip mezar taşı Şeyyad Hamza’nın kızı Aslı Hatun’a aittir. Bu da o tarihte Şeyyad Hamza’nın hayatta olduğunu, muhtemelen o dönem baş gösteren veba hastalığı nedeniyle kızını kaybettiğini ve mersiyeyi de bu nedenle kaleme aldığını gösterir. Akşehir Mezarlığı’nda yer alan mezarın Şeyyad Hamza’nın bu civarda yaşadığını, Mevlevi tarikatına mensup olduğunu olasılığını arttırdığı gibi ondan önce burada yaşamış olan Nasreddin Hoca ile anılmasının nedenini de ortaya koyar. Ayrıca Şeyyad Hamza’nın Vefât-ı Hazret-i Muhammed aleyhi’s-selâm eserinde kullandığı ifadelerden kızının yanı sıra oğlunu da kaybettiği anlaşılır.

Nasreddin Hoca
Nasreddin Hoca

Çoğunluğun 13.yüzyılda yaşadığını kabul ettiği (Taş, 2007, s. 8) Şeyyad Hamza kuruluş dönemi klasik Türk Edebiyatının öncülerinden biri olarak da kabul edilir. Bugünkü bilgimizle görüyoruz ki 13.yüzyıl şairlerinden en çok Türkçe manzume bırakmış olan şairdir. Dörtlük, mesnevi, gazel, kaside gibi pek çok şekilde şiirleri bulunan şairin Arapça, Farsçaya ne kadar vakıf olduğu eserlerinden anlaşılmaktadır. İslam kültürü bilgisini de yansıtan şair, Efendimiz (sav)’e derin sevgi duymuş, dönemin yöneticilerine de derin öfke beslemiştir. Ne zaman ve nerede vefat ettiği bilinmese de Akşehir bölgesinde yaşadığı tahmin edilmektedir.

Eserleri

Kitap 1

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi döneminin en çok eser veren şairi Şeyyad Hamza’nın en önemli eseri Destân-ı Yûsuf (Yusuf ü Züleyha) eseridir. Diğer eserlerini de şöyle sıralamak mümkündür: Dâsitân-ı Sultân Mahmûd, Ahvâl-i Kıyâmet, Mi‘racnâme, Vefât-ı Hazret-i Muhammed aleyhi’s-selâm. Şimdi de gelin birlikte bazı eserlerini inceleyelim.

  1. Destân-ı Yûsuf: Kur’ân-ı Kerîm’de “ahsenü’l-kasas” (kıssaların en güzeli) olarak geçen Yusuf (as)’ın hikâyesi Fars ve Türk Edebiyatlarında yer edinmiştir. Türk Edebiyatı tarihinde ilk örneklerinden kabul edilen bir Yûsuf u Züleyhâ mesnevisi/hikâyesi de Şeyyad Hamza’ya aittir. Bin beş yüz yirmi dokuz beyitten oluşan mesnevi akıcı ve lirik anlatımıyla hem çok okunmuş hem de çok basılmıştır. Şairin sanat kaygısından uzak, sade bir üslupla kaleme aldığı mesnevi şairin en önemli mesnevisidir. Gerek ağız özellikleri gerek deyimler gerekse artık kullanılmayan eski kelimeler bakımından Eski Anadolu Türkçesinin kuruluş özelliklerini yansıtır. Bu gibi özellikler de onun mesnevisini dönemin en önemli ve en karakteristik mesnevisi haline getirmiştir. Eser üzerinde yerli yabancı birçok araştırmacı çalışmalar yapmıştır.

Var-ıdı Ken’ân’da bir server kişi
Adı Ya’kûb kendü peyğâmber kişi”
“Saldılar Yûsuf’ı tėz bir kuyuya
İmdi ėşit n’ėtdiler aŋa uya

  1. Dâsitân-ı Sultân Mahmûd: Dâsitân kelime manası olarak destan, hikâye gibi anlamlara gelir. Şeyyad Hamza bu eserinde Gazneli Mahmud ile bir derviş arasında geçen konuşmayı ele alır. Eserin başında münacat ile başlayan Şeyyad Hamza eserin ana fikri olan Allah’a kavuşmak için nefsi öldürmenin gerektiğini de vurgular. Yetmiş dokuz beyitlik bu mesnevide madde ile mana karşılaştırması, devletin büyüklerinin yaptıkları zulümlere gönderme bulunur. Aruzun fāʼilātün fāʼilātün fāʼilāt kalıbında yazılan eserin bir nüshası bulunmaktadır. Eserin sonunda Şeyyad Hamza nefsine hükmeden dervişin varlık ve ihtişam içerisindeki sultandan üstün göstermeye çalışır.
  2. Ahvâl-i Kıyâmet: Eserin yazıldığı dönem ve müellifi hakkında görüşlerin farklılaşması nedeniyle ortada iki metin bulunur. Günümüzde tek nüshası bulunan eserde Şeyyad Hamza’nın yazdığı iki yüz seksen dokuz beyitlik metin Şeyyad Îsâ tarafından değiştirilmiş, üzerine elli beyit daha ilave edilmiştir.
  3. Mi‘racnâme: Edebiyatımızda Efendimiz (sav)’in miraç hadisesini anlatan ya da bu nedenle yazılmış mensur veya manzum eserlere miraç-nâme denir. Şeyyad Hamza’nın Mi‘racnâme isimli eseri dili sade beş yüz kırk beş beyitten oluşan didaktik(öğretici) bir mesnevidir.
  4. Vefât-ı Hazret-i Muhammed aleyhi’s-selâm: Eserin içerisinde yer alan dört yüz seksen üç beyitten ilk üç yüz elli altı tanesi Şeyyad Hamza’ya aittir. Geri kalan yüz yirmi yedi beyit ise el yazmasının kopyasını çıkaran kimseye aittir.

Şeyyad Hamza’nın mesnevileri dışında tespit edilen on altı şiiri Fuat Köprülü, Mecdut Mansuroğlu, Necmettin Halil Onan, Saadettin Buluç, Metin Akar ve Orhan Kemal Tavukçu tarafından edebiyat dünyasına duyurulmuştur. Beşeri aşkı konu alan iki şiiri din dışı olmamakla beraber kalan şiirlerinde de muhteva dünyanın geçiciliği üzerine öğütlerdir.

Dâsitân-ı Sultân Mahmûd’dan…

Ne görürsin kendüzüñi pes ulu,
ʼAkhmı der, sen seni gör, ey delü!

Gerçi kim’ derviş, kimi sultân durur,
Kamumuzun varduğı bir yer durur.

Bana dahi tokuz arşun bir kefen
Sana dahi olısar durur hemen.

Çün şon ucı ʼâkıbet ölmek gerek,
Ağlayalum, bize ne gülmek gerek!

Ağlayanun şon ucı gülmek-durur,
Nete kim dirlik şonı ölmek durur.

Dirligünde sen dahi bu sözi tut,
Kim denildi : “mûtû kable en temüt”

Şeyyâd Hamza [sen] sözi uzatmagıl,
Sen seni gör, ayrugı gözetmegil.

Fāʼilātün fāʼilātün fāʼilāt
Mâlı olan kişiye lâzım zekât

Kaynaklar

  1. Taş, D. İ. (2017). Şeyyad Hamza – Yûsuf u Zelîhâ . Ankara.
  2. Tavukçu, O. K. (2010). Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Mayıs 20, 2023, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyyad-hamza
  3.  Uçak, S. (2019). Şeyyad Hamza’nın Yûsuf ve Zelîhâ Mesnevisinde Estetik Anlatı Boyutu. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi.
  4. Koncu, H. (2013). TDV İslam Ansiklopedisi. Mayıs 20, 2023, https://islamansiklopedisi.org.tr/yusuf-ve-zuleyha
  5. Buluç, S. (1968). Şeyyad Hamza’nın Bilinmeyen Bir Mesnevisi. Türkiyat Mecmuası.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu