Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Endülüs Köşesi

Endülüs’te Sanat ve Mimari

Endülüs medeniyeti pek çok unsuru başarılı bir şekilde potasında eritebilmiş böylece adından asırlar boyu söz ettirmiştir. Sosyal hayatta, ilimde, edebiyatta, sanat ve mimaride de bunun etkileri oldukça açık bir şekilde görülmüştür. Bu yazımızda ele alacağımız sanat ve mimari konusunda Endülüs’ün sanat anlayışını, ortaya çıkarmış olduğu eserlerden yola çıkarak inceleyeceğiz. Öncelikle mimarîsini ele alacak daha sonra ise resim, heykel ve musiki gibi diğer sanat dallarının üzerinde duracağız. 

Endülüs’te yaşayan farklı kültüre sahip insanlar, bölgenin sanat ve mimarisinin şekillenmesinde etkili olmuşlardır. Böylece Endülüs’te Maşrık, Mağrib ve İber sanatlarının ahenkli karışımından doğan yeni bir tarz meydana gelmiştir. Endülüs yapılarının duvarlarında ve tavanlarında yer alan geometrik, soyut ve bitkisel süslemeler birbirini takip eden ve sonu olmayan bir doku arz eder. İnsanı adeta bir sonsuzluğun içinde hissettiren bu süslemeler İslam’daki tevhit ve Allah inancına paraleldir. Endülüs-İslam sanatının bu zengin ve kültürel yapısını en iyi, dönemin mimari eserleri yansıtmaktadır.

Mimarî

Endülüs mimarisinde özgün bir ustalık ve zevkin ürünü olan yapılar hem yazı ve plastik sanatlarda hem de seramik gibi sanat dalları açısından ana kaynaktır. Müslüman ve Hristiyan mimarlar ile sanatkârların birlikte çalışarak oluşturduğu bu sentez yapılar bugün dahi dünyanın en önemli eserleri arasındaki yerini korumaktadır. Genel olarak iki ana oluşum evresine sahip olan Endülüs mimarisinde Hristiyan etkisinin çok olduğu Müsta’rib (Mozarab) tarzı ve Mülûkü’t-Tavâif, Murabıtlar, Muvahhidler ve Nasrîler döneminde geçerli olan Endülüs Devresi bulunmaktadır. Mimari eserler Cami/Mescidler, Saraylar ve Askeri mimari olarak kendini göstermiştir.

1. Cami/Mescidler

Endülüs’te İslam hakimiyeti boyunca binlerce cami inşa edildiği bir gerçektir. Sadece Kurtuba’da X. yüzyılın sonlarına doğru biraz abartılı gözükmekle birlikte 1600 civarında cami/mescid olduğu iddia edilir. Gerçek bunun yarısı olsa bile şehirler kasabalar ve köyler birlikte düşünülünce rakam yine binleri bulmaktadır. Ancak Hristiyan işgalleri nedeniyle bu eserlerin tamamı ya kiliseye çevrilmiş ya da aslî fonksiyonlarının dışında kullanılmıştır.

Kurtuba Camii
Kurtuba Camii
Samerra Ulu Camii
Samerra Ulu Camii

Endülüs mimarisinin günümüze ulaşabilmiş en nadide eserlerinden biri şüphesiz Kurtuba Ulucamii’dir. Emevî mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu cami I. Abdurrahman döneminde yapılmaya başlanmış ve sonrasında birkaç kez genişletilmiştir. Son hali ile İslam dünyasında Samerra Ulucamii ve Ebu Dülef Camii’nden sonra üçüncü sırada yer alır. Dış taraftan oldukça sade görünen bu caminin içi ise tam aksine zengin bir tezyinata sahiptir. İçinde bulunan yüzlerce sütun ve ilk defa burada kullanılan at nalı şeklindeki kemerler bu caminin en karakteristik özellikleridir. 360 adet kemer ve 1000 tane sütunun olduğu camide en büyüğü bin adet kandil taşıyan 113 avize bulunmaktadır.

Sütunlara oturtulan kemerlerin çift katlı olması ve bunlarda kullanılan taşların kımızı ve beyaz renkte olması caminin içinde zengin bir renk cümbüşü meydana getirmektedir. Caminin mihrap kısmı ve minberi ise yeryüzünde eşi görülmemiş türdendir. Duvar süslemelerinin içinde kufi yazıların katılması oldukça ihtişamlı bir görünüm sunmaktadır. 1236 yılında şehrin işgale uğramasıyla cami kiliseye, minaresi ise çan kulesine çevrilmiştir. Günümüzde ise müze olan bu cami Kurtuba Cami-Katedrali olarak adlandırılıyor ve yalnızca Katoliklerin ibadetinde açık tutuluyor.

Endülüs’te Murabıtlar ve Muvahhidler döneminde de Mağribî sanatın tesirlerinin görüldüğü önemli eserler meydana getirilmiştir. Bu dönemde yapılan mimari eserler daha çok büyük olmalarıyla dikkat çekmektedir. Bunların içinde en önemlisi ise İşbiliye Ulucamii’dir. Büyüklük bakımından Kurtuba Ulucamii’ne yaklaştığı ifade edilen caminin minberinin ise eşsiz bir güzelliği olduğu tarihçiler tarafından belirtilmiştir. İşbiliye Ulucamii’nin bugünkü yerinde Sevilla Katedrali bulunmaktadır ve camiden günümüze yalnızca Giralda olarak adlandırılan minaresi kalmıştır.

Isbiliye Cami
Sevilla(İşbiliye Ulucamii)
Isbiliye Cami 2
Sevilla(İşbiliye Ulucamii)

İslam sanatının en güzel örneklerinden olan Giralda inşa edildiği dönemde 82 metre uzunlukla Avrupa’nın en yüksek binası olma özelliğini taşıyordu. Aynı zamanda gözetleme kulesi olarak da kullanılan bu minarenin içinde iki atlının yan yana en üst kata çıkmasına olanak sağlayan 35 rampa mevcuttu. Hristiyanların eline geçtikten sonra çan kulesi olarak kullanılan minarenin yapılan eklemelerle yüksekliği 92 metreye ulaşmıştır. Marakeş’teki Kütibiyyin Camii ve Rabat’taki Hasan Cami minareleri arasında büyük bir benzerlik vardır. Dünyanın pek çok yerinde bu minare modeli örnek alınarak kuleler inşa edilmiştir. İspanya’da, Amerika’da ve hatta Porto Riko’da bu minareye benzeyen çan kuleleri ve saat kuleleri mevcuttur.

Endülüs camilerinde dikkat çeken önemli bir detay ise iç mekân aydınlatmasıdır. İç mekânı gün ışığıyla aydınlatmaya önem veren Müslümanlar bunu sağlamak amacıyla caminin pencerelerini artırmış veya pencereler ışığı iç mekâna daha iyi yönlendirecek şekilde yapılmıştır. Buna karşın kilise ve manastır mimarisinde iç mekanlar daha karanlık tutulmuştur.

2. Saraylar

Medinetuz Zehra
Medinetü’z-Zehra

Endülüs’te Emevi dönemine ait sivil mimari eserlerinin çoğu maalesef günümüze ulaşamamıştır. Ulaşan eserlerin içinde en önemlilerinden biri III. Abdurrahman tarafından yaptırılan Medinetü’z-Zehradır. Bir saltanat şehri ve yönetim külliyesi olan bu saray dönemin sanat anlayışını ve ihtişamını çok net göstermektedir. Üç kademe olarak inşa edilen şehrin üst kısmında III. Abdurrahman’ın sarayı harem dairesi ve kale bulunur. Orta kısmında bahçe ve yeşil alanlar, en alt kısmında ise Büyük cami ile köle ve hizmetçilere mahsus evler bulunuyordu. Medinetüz-Zehra’nın en önemli birimi Dârulmülk (Casa Real) olarak adlandırılan ve 4313 sütunu bulunan saraydır. Dünyanın farklı yerlerinden getirilen sütunların 19’u da İstanbul’dan getirtilmiştir. Sarayın mimârî tarzı Kurtuba Ulucami planı ile benzerlik göstermektedir.

Resim, süsleme ve heykel sanatları oldukça etkili kullanılmıştır. Sarayın 15 bin direği altın, zümrüt, mermer, yakut ve inciyle süslenmiş, sütun başlıklarında kûfî yazı kullanılmıştır. Sarayın yönetim binalarının ve birbirine bahçelerle bağlanan misafir salonlarının süslemeleri de oldukça dikkat çekmektedir. Sanat tarihi açısından bir şaheser olan Medinetü’z-Zehra yağma ve yıkımlarla harabeye dönüşmüş kalıntıların çoğu ise yapılan kazılar neticesinde 1910 yılında ortaya çıkarılmıştır. Restorasyon çalışmaları ise günümüzde hala devam etmektedi

İslam hakimiyeti altındaki Endülüs’ün son temsilcisi olan Nasriler döneminde de çok önemli mimari eserler meydana getirilmiştir. Bu dönemde meydana getirilen ve Endülüs sarayları içinde en değerli ve zarif olan eser şüphesiz Elhamrâ Sarayı’dır. Endülüs mimarisi kadar bütün İslam sanatı için de oldukça önemli ve gurur kaynağı olan Elhamra sarayı, inşaatında kullanılan kil harcının kızıla çalan renginden ötürü kızıl anlamına gelen ‘’hamra’’ sıfatıyla tanımlanmıştır. Zaman içinde birtakım tahriplere uğramış olsa da ayakta kalabilen eski İslam sarayları içinde en iyi durumda olanıdır. Medinetü’z-Zehra gibi saltanat şehri olarak kullanılan Elhamra da üzerinde bulunduğu tepenin konumuna uygun olarak şekillenmiş ve üç bölümden teşekkül etmiştir.

el Hamra Sarayi
el-Hamra Sarayı
el Hamra Sarayi 2
el-Hamra Sarayı

Bir saray şehri olan ve pek çok farklı binadan oluşan Elhamrâ’nın içindeki binalar farklı dönemlerde farklı kişiler tarafından yaptırılmıştır. Dış görünüşü itibariyle oldukça sade olan Elhamrâ’nın içi aksine oldukça zengin bir süslemeye sahiptir. Tezyinatların zarafeti, mimari unsurların birbiriyle olan uyum ve ahengiyle insana tarifi imkânsız bir huzur ve zevk verir. Aslanlı Avlu, Mukarnaslı Salon, Krallar Salonu, Benî Serrac Divanhanesi gibi kısımları insanı hayrete düşürecek kadar ihtişamlıdır. Sarayın açık mekanlarında yalnızca alçı kullanılmış kapalı mekanlarında ise alçı ile karışık çiniler ve mermer kullanılmıştır. Mermerlerin, alçıların ve ahşabın özenle oyulması, süslemelerde çeşitli renklerin kullanılması sarayın etkileyiciliğini artırmaktadır.

Zengin bitki motiflerinin olduğu süslemelerle birlikte ustaca meydana hat sanatı da Elhamra’nın kendine özgü özelliklerindendir. Kompleksin kuzeydoğusunda Cennetü’l-Arif (Generalife) bahçelerinde aynı isimle bulunan yazlık saray ise sarayın en etkileyici ve huzur verici kısımlarından biridir. Buradaki sarayın avlusunda bulunan havuzun karşılıklı ark yapan fıskiyelerinin suyla oluşturduğu görüntü ve ses ise oldukça etkileyicidir.  Bu nedenle bu kısım İslam bahçe mimarisinin en güzel örneği kabul edilir. Bütün bu ihtişamıyla Elhamrâ’yı Kuran’daki cennet kavramından ilham alınarak meydana getirilmiş bir şaheser olarak değerlendirenler de vardır.

3. Askerî Mimari

Endülüs, siyasi açıdan oldukça hareketli bir devlet olması nedeniyle sekiz asır boyunca bölgede askeri mücadeleler eksik olmamıştı. Bu durum Endülüs’ün mimarisinde de buna uygun davranmasını gerektirmiştir. Bu nedenle bölgede pek çok kale ve surlar inşa edilmiştir. İlk dönemlerde inşa edilen kale ve surlarda Bizans etkisi görülmekle birlikte zaman içinde Endülüs kendi özgün kale ve sur yapısını oluşturmuştur.

Alcazaba Kalesi
Alcazaba kalesi
Tarifa Kalesi
Tarifa Kalesi

Genellikle yontma taş ve harcın kullanıldığı surlar dikdörtgen plan üzerine inşa edilirdi. Burada arazi yapısı da göz önünde bulundurulurdu. Surların güçlendirilmek istendiği durumlarda ise burçlar eklenirdi. Alcazaba ve Tarifa kalesinde bu şekiller görülür. Muvahhidler döneminde ise burçlar konusunda ciddi bir artış olduğu göze çarpmaktadır. Genelde surun ana giriş kapısının yakınında bulunan çokgen kuleler ise çoğunlukla iki üç katlı olup bir köprü veya merdivenle sura bağlanırdı. İşbiliye’deki Altın ve Gümüş kuleler, Kurtuba’daki Malmuerta, Batalyevs’deki Espantaperros kuleleri ve Mâleka’daki kuleler Muvahhidler dönemine ait örneklerdendir. Nasrîler dönemine ait de askeri yapıların çoğu günümüze ulaşabilmiştir. Almeria, Antequerra, Baza ve Gibraltar kaleleri bunlardan bazılarıdır.

Resim- Heykel- Kabartma- Hat

Endülüs’te resim ve heykele karşı özellikle yönetici kesim arasında yakın bir ilgi söz konusu olmuştur. Bunun sonucunda dini mimaride daha çok bitki motifleri kullanılırken diğer yapılarda bitkinin yanı sıra insan ve hayvan tasvirlerine de yer verilmiştir. Bunlar arasında Elhamrâ sarayındaki Krallar salonunda bulunan ilk on Nasrî sultanın tasvir edildiği, av ve savaş sahnelerinin ve eli kılıçlı figürlerin olduğu resimler oldukça önemlidir.

Endülüs’te resimle birlikte insan ve hayvan heykellerinin bulunması da dikkat çekicidir. Günümüze ulaşamayan Kurtuba ve Tuleytula saraylarında heykellerin çok olduğu ifade edilir fakat onlar da günümüze ulaşamamıştır. Buna karşın günümüze harabe olarak ulaşan Medinetü’z-Zehra’da bulunan heykeller bu konuda önemli bir kaynak teşkil etmiştir. Havuz ve çeşmelerde fıskiye ve lüle olarak kullanılan heykeller tunçtan yapılmıştır. Altınla kaplanıp değerli taşlarla süslenen heykeller oldukça önemli birer kuyumculuk eseri olarak kabul edilir. Bu sarayda aslan, ceylan, timsah, geyik, kartal, horoz, tavus kuşu ve güvercin gibi heykeller Kurtuba’da imal edilmiştir. Ayrıca kabartma halinde insan figürleri de yer almaktaydı.

Enduluste Hat sanati 1
Hat Sanatı

Endülüs mimarisinde görülen sanatlardan bir diğeri ise hat sanatıdır. En güzel yazı örnekleri mimari eserler üzerinde görülmektedir. Mimaride daha çok kûfî yazı kullanılmasına karşın kitaplarda nesihin de kullanıldığı bilinmektedir. İlk dönemlerde yazılar çoğunlukla sade olsa da ilerleyen zamanlarda tezyini bir mahiyet kazanmıştır. Diğer yandan Endülüs’ten günümüze ulaşan kitap ve Mushaflarda birçok farklı yazı ile tezhip karakterinin olması Endülüs’ün etkileyici ifadeciliğini göstermektedir.

Endülüs sanatının en önemli ögelerinden diğerleri ise seramik, çömlekçilik ve çiniciliktir. Endülüs’te seramiklerin en önemli devri XI. yüzyılda lustre tekniğinin gelişmesiyle başlamıştır. Sonraki yüzyıllarda Menîşe, Batarne, Belensiye, Mürsiye ve Mâleka seramik alanında ün yapmış şehirlerdir. Endülüslüler bu alanlarda daha ilk dönemlerde büyük ustalıklar elde etmişlerdir. Fildişi oymacılığı ve dokuma da Endülüs sanatının parçalarındandır. Özellikle Endülüs dokumaları lüks ve kalite bakımından oldukça görkemli özeliklere sahiptir. Rivayete göre yalnızca El-Meriye şehri bile 4800 dokuma tezgahına sahiptir.

Mûsikî

Endülüs’te saraylardan normal vatandaşların evlerine kadar her kademede karşılık bulan musiki alanı gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Eğlence meclislerinde, düğün ve sünnet merasimlerinde, bayram ve şenliklerde musiki olmazsa olmaz bir unsurdur. Şiir ve musikiye düşkünlükeriyle bilinen Endülüslüler ud, tanbur, mizmar ve diğer çalgı aletlerini çalmışlarıdır. Onların musiki düşkünlükleri Endülüs sanatının diğer alanlarında da kendini göstermiştir. Süslemelerde şarkıcı ve çalgıcı figürlerinin bulunması buna örnektir. Endülüs’ün musiki alanında en önemli ismi hiç şüphesiz Ziryab’dır. Onun musiki alanında yapmış olduğu en önemli faaliyet ise Kurtuba’da bir musiki konservatuarı açmasıdır. Bu konservatuarda musiki alanında pek çok kimsenin yetişmesini sağlamıştır.

Musiki

Endülüs’te mûsikînin gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli olan bir diğer etmen ise müveşşah ve zecelin bir şiir türü olarak bölgede çıkmış olmasıdır. Halk nezdinde daha yaygın olan Zeceller musiki eşliğinde bestelenerek halkın hissiyatına tercüman olmuştur. Ulemanın meşruluk tartışmalarına rağmen Endülüs toplumunun en alt düzeyden en üst düzeye kadar musiki ile iç içe yaşadığı bir gerçektir. Endülüs coğrafyasının kültürel etkileşime açık olduğu kadar oldukça stresli bir bölge olmasının da bunda bir payı olduğu düşünülmektedir. Zaferlerle gelen coşku veya yenilgi ile gelen üzüntü ve kederin paylaşılmasında mûsikî etkili bir araç olarak benimsenmiştir.

Sonuç olarak Endülüs sanatı İslam sanatı için olduğu kadar dünya sanatı için de büyük önem arz etmektedir. Endülüs’ten günümüze ulaşan çeşitli sanat dallarındaki eserlerin eşsiz özelliklere sahip olması Endülüs’ün üstün sanat anlayışını açık bir şekilde göstermektedir. Endülüs’ün kendine ait bir sanat ve estetik anlayışı geliştirmesinde bulunduğu coğrafyanın etkileri çok fazladır. Gerek Avrupa gerekse Afrika ile olan etkileşimleri ile farklı ırk ve inançlara sahip halkının oluşturduğu hoşgörüye dayalı bir anlayıştan geliyor olsa gerektir. Bu anlayışın günümüzde dahi her bölgeden insana hayranlık uyandıran eserler ortaya koyabilmiş olması Endülüs medeniyetinin büyüklüğünü bir kez daha göstermiştir.

Kaynakça

Özdemir, M. (2021). Endülüs Müslümanları Kültür ve Medeniyet. Ankara: Türkiye Diyanet Vekfı Yayınları.

Dodds, J. (2009). Endülüs Sanatları. İstem, 444-470.

Hitti, P. K. (2020). Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi . İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Şeyban, L. (2013). İspanya’da Endülüs-İslam Medeniyetinden Kalan İzler ve Eserler-I: Endülüs İslam Sanatının ve Medeniyetinin Temel Nitelikleri. The Journal of Academic Social Science Studies, 1005-1018.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu