Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
İslam Tarihi Köşesi

İslam Tarihinde Depreme Bakış

Fetihlerle birlikte Müslümanların Suriye, Irak, Horasan gibi aktif fay hatlarının olduğu bölgelere doğru yayılmasıyla İslam tarihinde pek çok şiddetli depreme şahit olunmuştur. İslam coğrafyalarında vuku bulan birçok deprem yarattıkları korku ve büyük hasar sebebiyle tarihçilerin kayıtlarında yer almaya hak kazanmışlardır. Bu yazıda İslam Tarihinde yer alan depremlere kısaca değinip Müslümanların nasıl bir tavır aldıklarına bakacağız.

İslam tarihinde ilk deprem Hz. Peygamber(sav) zamanında gerçekleşmişti. Enes b. Malik’ten gelen rivayete göre Hz. Peygamber(sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile Uhud Dağı‘na çıkmıştı. Onlar Uhud dağında bulundukları sırada yer sarsılmış ve Allah Rasûlü şöyle buyurmuştu:

Ey Uhud, sabit ol. Senin üstünde bir peygamber, bir sıddîk, iki de şehit bulunuyor.

Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Hz. Peygamber döneminden sonraki ilk deprem Hz. Ömer’in hilafet zamanında başkent Medine’de vuku bulmuştu. Hicri 20 senesinde gerçekleşen depremin ardından Hz. Ömer ayağa kalkıp, Allah’a hamd ettikten sonra “Ne çabuk bidatler ihdas ettiniz! Vallahi geri dönecek olursa aranızdan çıkıp gideceğim”. buyurmuştu.

İskenderiye Feneri
İskenderiye Feneri

Bunun dışında İslam tarihinin muhtelif zamanlarında çeşitli bölgeler şiddetli depremlerle sarsılmış, büyük can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Örneğin 94/713 tarihinde Antakya’da büyük bir deprem olmuş ve deprem neticesinde Antakya’nın tamamı yıkılmıştır. Yine kaynaklarda Endülüs adasında üç büyük şehri etkileyen bir depremden bahsedilmektedir. 180/716 tarihinde İslam toprakları içerisinde bulunan Mısır da şiddetli bir deprem ile sarsılmış ve tarihi İskenderiye Feneri’nin tepesi yıkılmıştır.

Emevî iktidarının son senesi olan hicri 130 yılında Şam’da şiddetli bir deprem yaşanmış, depremin ardından Taberiye’de tsunami gerçekleşmiştir. Neticede pek çok insan hayatını kaybetmiş, Beyt-i Mukaddes de harap olmuştur.

Abbasiler zamanında da birçok depremden söz edilmektedir. 247/861 senesinin Nisan ayında Bağdat’ta deprem olmuş, bir yıl öncesinde 246/860 tarihinde de Mağrib bölgesinde bir deprem vuku bulmuş, pek çok kale, ev ve köprü yıkılmış dönemin halifesi Mütevekkil zarar gören evler için 3 milyon dirhem bütçe ayrılmasını emretmiştir.

Yine 249/863 senesinin Zilhicce ayında Rey şehrinde çok sayıda insanın vefat etmesine sebep olan büyük bir deprem meydana gelmiş, çok fazla ev yıkılırken, sağ kalan insanlar da şehri terk etmişlerdir. 288/901’de Dübeyl’de gece yarısı olan depremde enkazların altından 150 bin kişinin cansız bedenine ulaşılmıştır. Horasan bölgesinde de 203/818-819 yılında Belh, Cüzcan, Faryab, Talekan, Merv şehirlerini etkileyen büyük bir deprem olmuştur. Artçılarla beraber 70 gün süren deprem şehirlerde büyük bir tahribata sebep olmuş, Belh şehrinin 1/4 ‘ü yıkılmıştır.

tebriz kale
Tebriz Kalesi

434/1042 senesinde Tebriz şiddetli bir deprem ile sarsılmış ve Tebriz Kalesi, evleri ve çarşıları yıkılmıştır. Bu deprem yaklaşık 50 bin, bir başka rivayete göre ise 100 bin kişinin canına mal olmuştur. 460/1068 tarihinde Filistin’de gerçekleşen depremde Remle halkından 15 bin kişi hayatını kaybetmiş, Medine’yi de sarsan deprem Mescid-i Nebi’nin iki şerefesinin yıkılmasına sebep olmuştur. Her ne kadar tarihi kayıtlardaki can kayıpları abartılı gibi gözükmekte ise de depremlerin büyüklüğünü göstermesi açısından kıymetlidir.

1256 tarihinde Medine’de büyük bir deprem olmuş, ardından Harre bölgesinde volkanik patlama meydana gelmiş, üç minare yüksekliğinde lav tepecikleri oluşmuştu. Olayın büyüklüğünden hareketle Medine halkı Hz. Peygamber’e nispet edilen “Hicaz bölgesinden çıkacak ve Bûsra’daki develerin boyunlarını aydınlatacak ateş” hadisinden hareketle depremi kıyamet alameti olarak telakki etmişlerdir. İslam tarihi kaynaklarında burada zikrettiklerimiz dışında son derece şiddetli ve yıkıcı daha pek çok deprem hadisesinden söz edilmektedir.

volkan

Depremler Müslümanlar tarafından daha çok dini boyutuyla algılanmıştır. Büyük yıkımlara, kayıplara sebep olan, insanları derin bir korku ve paniğe sevk eden depremler toplumdaki bozulmalarla ve günahların artmasıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Nitekim Hz. Ömer’in Medine’deki depremi Hz. Peygamber’den sonra ortaya çıkarılan bidatlerle ilişkilendirilmesinde bu durum açıkça görülmektedir. Aynı şekilde Abbâsî Halifesi Kâhir-Billâh’ın Mısır’da gerçekleşen depremlerden sonra içki içmeyi ve gayri ahlaki uygulamaları yasaklaması da Müslümanların depreme dair bakış açısının dini-ahlakî yönde olduğunu göstermektedir.

İslam toplumuna zarar veren siyasal hadiseler de depremle irtibatlandırılmıştır. Örneğin 219/834 yılındaki depremin halku’l-Kur’an meselesinde Ahmed b. Hanbel’e yapılan işkenceler sebebiyle vuku bulduğu düşünülmüştür. Mısır valisi Ebü’l-Misk Kâfûr el-İhşidî’nin haksız icraatı, Karmatîler’in Kâbe baskını, Nûbeliler’in Mısır baskını gibi hadiselerle o dönemde gerçekleşen depremler arasında bağlantı kurulmuştur.

namaz cemaat

Kimi zaman depremler yarattıkları fiziksel ve psikolojik etkiler sebebiyle kıyamete benzetilmiştir. Muhtemelen Kur’an-ı Kerim’de kıyamet sahnesini tasvir eden ayetlerde sarsıntılardan(zelzele) bahsediliyor oluşu ve kıyamete yakın depremlerin artacağına dair Hz. Peygamber’e isnad edilen hadisler böyle bir algının oluşmasında etkili olmuştur. 654/1256 yılındaki Medine’deki deprem ve şehrin doğusunda meydana gelen volkanik patlama, kıyamet alameti olarak telakki edilmiştir. Osmanlı dönemindeki 22 Ağustos 1509 İstanbul depremi de “Kıyamet-i Suğra” yani “Küçük Kıyamet” olarak isimlendirilmiştir.

Hz. Peygamber’in depremlerden sonra Allah’a sığınıp, dua etmeyi tavsiye etmesinden hareketle ashaptan Abdullah b. Abbas Basra’da, Abdullah b. Mes‘ud Fesâ’da Ebü’d-Derda da Dımeşk’te yaşanılan depremlerin ardından insanları namaz kılıp, dua etmek için bir araya toplamışlardır. Emevîler döneminde gerçekleşen bir depremin ardından da Ali Zeynelâbidîn halka namaz kılmalarını, Allah’a sığınmalarını ve depremler bitinceye dek Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Sonraki dönemlerde de bazı depremlerin ardından oruç ilanları yapılmıştır.

Kaynakça:

  1. Arslantaş, N. (2023, 03 05). Zelzele. TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/zelzele#1
  2. Güneş, Mustafa. Emeviler ve Abbasiler Döneminde Doğal Afetler ve Salgın Hastalıklar. Tokat: Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. 2018.
  3. Yüksel, Mücahit. “İslam Tarihinde Vuku Bulan Doğal Afetler, Salgınlar, Kıtlıklar ve Buna Karşı Müslümanların Tutumu”. Olağandışı Dönemlerde Ahlak ve Vicdan Ekseninde Değişim, Süreklilik ve Sürdürülebilirlik. ed. Muhittin Okumuşlar vd. 1/275-293. Konya: Türkiye İmam Hatipliler Vakfı Yayınları, 2021.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu