Dünyada Osmanlı İzleri: Ürdün ve Yemen

0
152

Dünyada Osmanlı’nın izlerini sürdüğümüz serimizde, bu kez de Ortadoğu’dan Ürdün ve Yemen’e dair izleri sizinle paylaşmaya çalışacağız.

Ürdün ve Yemen Arap yarımadasının iki farklı ucunda yer alan ancak farklı dönemlerde Osmanlı hakimiyetine girerek benzer mimari, kültür ve medeniyet imgelerini şehirlerinde barındıran iki coğrafya aslında. Biz de bu yazıda bu iki coğrafyaya yönelik önemli gördüğümüz bazı bilgileri bir araya getirdik. İlk olarak yarımadanın daha güneyinde bulunan, bize daha yakın olan Ürdün’den başlayabiliriz.

ÜRDÜN

Adını Ürdün nehrinden alan ve “nehrin iki yakası, nehrin batısında ve doğusunda kalan yerler” anlamında Şeria adıyla da bilinen Ürdün (TDV İslam Ansiklopedisi, 2012); yalnızca Osmanlı değil birçok medeniyetin izlerini içinde bulunduran, farklı dönemlere dair katmanları barındıran bir coğrafya olarak karşımıza çıkıyor. Bizans, Abbasi, Emevi, Osmanlı ve 1918 yılı sonunda Ürdün, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinden çıkıp İngiliz manda yönetimine giren Ürdün her dönemden izler taşımakta. Biz ise bunlardan Osmanlı döneminden kalan izleri, kültür ve medeniyet mirasını değerlendireceğiz.

Ürdün’de ülkenin başkenti olan Amman şehri ve bu şehrin yakınlarında bulunan Salt şehri Osmanlı’nın izlerinin en fazla okunabildiği bölgeler. Özellikle Hicaz demiryolunun Amman istasyonu ve Salt şehrindeki Türk şehitliği hem bu şehirlerin önemli simgeleri hem de Osmanlı’ya ve o döneme dair bize birçok şey anlatan iki önemli alan. Bunun yanında Tebük İstasyonu ve Fudayn Kalesi de bu kapsamda değerlendirilmesi gereken yerlerden.

Amman Şehri ve Tren İstasyonu

Başkent Amman, ülkenin kuzeyinde, nüfusunun büyük bir kısmını İsrail işgali ile bu bölgeye gelen Filistinlilerin oluşturduğu bir şehirdir (Aljazeera Türk, 2016). Beyaz renkli yerel taşlarla kaplı binaları ile göze çarpan, bu özelliği ile “beyaz şehir” olarak da adlandırılan Amman şehri, 1516’da Osmanlı sınırlarına dahil edilmiş (Bloomberg HT, tarih yok) ve bu tarihten itibaren Osmanlı şehirde hem mimari, hem kültür medeniyet anlamında kalıcı izler bırakmaya başlamıştır. Özellikle Osmanlının son döneminde Hicaz demiryolu ile şehrin önemi artmıştır. Dilerseniz önce şehir için son derece önemli olan bu II. Abdülhamit’in “benim eski rüyam” olarak adlandırdığı demiryolundan bahsedelim kısaca. Hicaz Demiryolu, Osmanlının zorlu dönemlerinden biri olan 20.yyın başlarında II. Abdülhamit tarafından hac yolculuğunu kolaylaştırmak amacıyla inşa ettirilmiştir  (TİKA, 2016). İstanbul’dan Şam buradan Medine’ye uzanan demiryolunun ana istasyonlarından biri de Amman istasyonudur. Amman Tren istasyonu, bakımsızlık nedeniyle hasar görmüş 3 tarihi istasyon binasından oluşmaktadır. Bu binaların restorasyon süreci başlamıştır. TİKA, istasyonda hem bu eski binaları restore etmek hem de hicaz demiryolunun ve buradaki Osmanlı izlerinin önemini vurgulamak amaçlı bir müze inşa etmek üzere bir proje hayata geçirmiştir (TİKA, 2016).

Amman’a dair Osmanlı eserlerinin bir kısmı ya günümüze ulaşmamış ya da hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak Amman Tren İstasyonu’nun yanı sıra, şehirde Amman Fetih Camii, Osmanlı çeşmeleri, köprüler gibi mimari yapıların bulunduğu bilinmektedir (Anonim).

Fudayn Kalesi

Fudayn Kalesi ise Amman’ın 70 km uzağında yer alan Mafrak ilinde bulunan bir Osmanlı yapısı. Kaleye; Mafrak bölgesinin daha önceki ismi olan “inşa edilmiş saray” ya da “müstahkem kale” anlamlarına gelen “Fudayn” adı verilmiş (Anadolu Ajansı, 2021). Kale, 1517’de Yavuz Sultan Selim hükümdarlığında hem bölgenin hem de bu bölgeden geçen hacı kafilelerinin güvenliğinin sağlanması için inşa ettirilmiştir  (Anadolu Ajansı, 2021). Kalenin hacılara su, erzak ve tedavi için gerekli malzemelerin sağlandığı bir durak olarak kullanılması; Osmanlının tebaasına hayatı kolaylaştırmak, seyyahlara yardımcı olmak için incelikle düşünülerek inşa ettiği yapılardan biri olduğunu gösteriyor.

Salt Şehri

Salt Şehri de başkent Amman’ın batısında yer alan ve Osmanlı döneminde bölgenin merkezi olarak kullanılması nedeniyle birçok Osmanlı eserinin görülebildiği bir şehir. Bölgenin rakımı en yüksek alanı olmasıyla askeri merkez olarak da kullanılan şehir en çok gelişmeyi Osmanlı döneminde göstermiştir. Duraklama ve yıkılma döneminde bile Osmanlı şehri imar etmeye devam etmiş, belediye hizmetlerini getirmiş, ilim merkezleri kurmuş, dini yapılar inşa etmiştir.

Salt şehri, Osmanlı döneminde bir merkez niteliğine kavuşmuş, birçok kültüre ev sahipliği yapmış, bu nedenle 27 Haziran’da UNESCO tarafından “hoşgörü ve misafirperverlik şehri” olarak Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır (NTV, 2021).

Camiler, iç ve dış mimarisi Osmanlı sanatları ile süslenmiş yüksek pencereli evler ve çarşılarla şehirde 250’den fazla Osmanlı eseri bulunduğu belirtilmektedir (Anadolu Ajansı, 2014). Bunlardan biri günümüzde kafe olarak kullanılan İskandarani’dir. İskandarani, 180 yıldır Osmanlı’dan kalan bir yapı olarak varlığını sürdürmektedir. Yapıda, kemer sistemi ya da Osmanlı düğümü motifi gibi mimari ögelerle Osmanlı’nın izlerini göstermekte ve içerisinde bir mağara bulundurmaktadır. Yapı günümüze kadar çeşitli işlevlerde kullanılmış, şu anda ise turistlerin ve yerel halkın sıkça ziyaret ettiği bir kafe olarak kullanılmaktadır.

Şehirde Salt Camii Sagir, Salt Ebu Camir Evi, Salt Eski Çarşısı, Hükümet Binası ve Salt Osmanlı İdadi veya Rüşdiye Okulu, Salt Türk Şehitliği gibi birçok Osmanlı izi olduğu bilinmektedir  (Anonim).. Bunlardan en önemli olan ve hakkında en çok bilgiye ulaşılabilen Salt Türk Şehitliği’dir.

Salt Türk Şehitliği

Salt Türk Şehitliği, I. Dünya Savaşı’nda İngilizler tarafından işgal altında olan şehri savunurken şehit düşen Türk askerleri’nin hatırasını taşıması ve şehir hafızasını oluşturması bakımından Ürdün’de önem taşıyan bir mekan. Şehitlikte, “24-26 Mart 1918’de İngilizlere karşı kahramanca savaşarak şehit olan 4. Ordu 48. Tümen ile 143, 145 ve 191. Piyade Alaylarına mensup yaklaşık 300 Türk askerinin toplu mezarı” bulunmaktadır (Anadolu Ajansı, 2017).

Şehitliğe getirilen naaşlar savaştan yıllar sonra bir mağarada bulunuyor, bu olayın anısına mağarada temsili bir kabir bulunuyor ve şehitlikte 24 saat Kur’an-ı Kerim okunuyor.

YEMEN

Ürdün’deki Osmanlı eserlerinden bahsettikten sonra, yönümüzü daha güneye çevirip Arap yarımadasında en güneyde bulunan Yemeni değerlendirecek olursak, ülkede Ürdün gibi birçok Osmanlı izi ile karşılaşılabildiği görülmektedir.

Osmanlı hakimiyetine girene dek çeşitli Arap kabilelerinin yönetiminde olan Yemen vilayeti, 1538-1636 ve 1872-1918 yılları arasında olmak iki ayrı dönemde Osmanlı idaresinde yönetilmiştir. Hakkında bilgileri sınırlı olsa da her iki dönemde de Osmanlı, Yemen vilayetine camiler, hamamlar, evler ve kışlalar gibi birçok mimari eser, kültür ve medeniyet mirası bırakmıştır (Günel & Dişli, 2010). Bunlar arasında en çok bilgiye ulaşılabilen ve bizim de bu yazıda değerlendireceğimiz eserler Yemen’in başkenti olan San’a Şehri; San’a ’da bulunan Cami-ül Kebir ve Bekiriye Camii’dir.

San’a Şehri

Ürdün’de Osmanlı izlerini en iyi şekilde sürebildiğimiz San’a şehri, özellikle 19.yyda Osmanlı tarafından yoğun olarak imar edilmiştir. Şehirde birçok savunma amaçlı yapılar, büyük kubbeli camiler, çeşme ve hamamlar inşa ettirilmiştir. Osmanlı’nın şehre kazandırdığı ilk yapı ise yazının devamında bahsedeceğimiz Bekiriye Camii’dir  (Barlak, 2015).

Günümüzde San’a eski şehir merkezinin bulunduğu bölge olan Eski San’a ve onun çevresinde daha yeni gelişen alanlardan oluşmaktadır. Eski San’a kısmında günümüze ulaşan dokuz adet Osmanlı eseri bulunduğu ifade edilmektedir. Eski San’a’nın hemen girişinde bulunan çeşme bunlardan bir tanesidir. Çeşme, şehrin vali vekili Abdullah Paşa tarafından, son dönem Osmanlı üslubunu yansıtan şekilde renkli taşlar ile inşa edilmiştir. Bunun yanında Mayden Hamamı, Yedinci Ordu için yapılan kışla da bu kısımda yer alan eserlerdir (Barlak, 2015). Osmanlı araştırmacısı Ali Carullah Ez-Ze’b’e göre Osmanlı, en zor zamanlarında bile Yemen’i ihmal etmemiş, ülkenin dört bir köşesine okul, cami, yol, köprü ve atölyeler, hatta fabrikalar yaptırmıştır (Deniz Feneri, 2018). Tüm bunların yanı sıra San’a’da konut mimarisi dikkat çekmektedir. Osmanlı dönemindeki üsluptan oldukça etkilenen konut mimarisi şehre ahşap malzemeyi, cumbayı, rengarenk vitrayları, geniş pencereleri kazandırmıştır. Bu etkileniş dünyaca ünlü San’a evlerini meydana getirmiş ve şehrin UNESCO Dünya Miras Listesine girmesini sağlamıştır  (Günel & Dişli, 2010).

Şehirde büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde yapılmış olan camiler, mezhep farklılığına göre kullanım yönünden ayrışmaktadır. Şehirde yaşayan hanefi olan Türkler, namaz için daha çok Bekiriye Camii’de bulunurken diğer mezheplerden olan halk farklı camileri tercih etmektedir  (Barlak, 2015).

San’a’ya dair genel bir bilgilendirmeden sonra bu önemli şehirde yer alan iki önemli esere geçebiliriz.

Bekîriyye Camii

Yemen’deki en önemli ve en ünlü eserlerden biri olan Bekîriyye Camii, Yemen Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından, burada ölen çok sevdiği kölesi Bekir adına 1597 yılında inşa ettirilmiştir. Cami aynı zamanda daha önce çeşitli Arap kabilelerinin yönetiminde çeşitli karışıklıkların hakim olduğu Yemende ve San’a kazasında ihtişamlı görünümüyle, Osmanlı hakimiyetinin başladığını, devletin gücünü ve otoritesini göstermektedir (Türkiye Diyanet Vakfı, 2022).

Caminin mimari özelliklerine baktığımızda ise, işlevsel ve mimari özelliklerini koruduğu ve günümüzde ibadete açık, klasik bir Osmanlı camisi olduğu anlaşılmaktadır. Bekîriyye Camii, “avlulu mekânsal düzenlemesi, üç kubbeli son cemaat yeri ve merkezi kubbeli ana ibadet mekanı ile Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtmaktadır”. Avlunun doğusundaki tuğla malzemeyle yapılmış minare ve cemaat kubbeleri süslemeleri ile, yerel ve Osmanlı sentezini göstermektedir (Günel & Dişli, 2011).

Tüm Osmanlı mimari özelliklerini görebildiğimiz ve şehrin sosyal yaşamında önemli bir yer tutan cami en büyük ölçekli restorasyona 1872 yılında maruz kalmış, mihrabın tamiri ise mihrapta yazılı olduğu gibi 1880 yılında Gazi Abdülhamid Han-ı Sani tarafından yaptırılmıştır. Bekîriyye Camii’nin, günümüzde de bakım onarım çalışmaları devam ettirilmektedir  (Günel & Dişli, 2011).

Cami’ül Kebir

Cami’ül Kebir ise bir Osmanlı eseri olmasa da Osmanlı döneminde yoğun olarak kullanıldığı için yazıya dahil ettiğimiz bir cami. Yemen’in en ünlü camisi olan Cami’ül Kebir, tarihinin çok eskiye dayanması nedeniyle İslam’ın üçüncü camisi olarak adlandırılıyor (Anadolu Ajansı, 2013). Cami’ül Kebir, etrafında kitapçılar, halıcılar, kuyumcular gibi dükkanların sıralandığı mahallerin yer aldığı çarşı merkezinde bulunan dar bir sokakta konumlanmaktadır  (Günel & Dişli, 2010). Yemen Salnamesine göre Abbasiler döneminde hicri 265 tarihinde inşa edilmiş olan cami, dikdörtgen plana, içerisinde görsel bir derinlik yaratan 180 adet kemerli taş sütuna, sedef kakmalı ahşap bir tavana ve geniş bir avluya sahiptir. Cami, çevresindeki yapılar ve avlusu bütünüyle, Beytül Haram’a benzetilmektedir  (Barlak, 2015).

Kaynaklar:

  • Aljazeera Türk. (2016). Aljazeera Türk. Aljazeera Türk
  • Anadolu Ajansı. (2013, 11 26).
  • Anadolu Ajansı. (2014, 03 25). Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/urdunde-osmanli-sehri-salt/172142#
  • Anadolu Ajansı. (2017, 02 21).
  • Anadolu Ajansı. (2021, 05 03).
  • Anonim. (tarih yok). Ürdün’de Osmanlı İzleri.
  • Barlak, Y. (2015). Yemen’de Bir Osmanlı-Arap Şehri: San’a. İstem, 333-354.
  • Bloomberg HT. (tarih yok). Bloomberg HT.
  • Deniz Feneri. (2018). Deniz Feneri.
  • Günel, G., & Dişli, G. (2010). Yemen’de Türk İzleri. Vakıflar Dergisi, 201-213.
  • Günel, G., & Dişli, G. (2011). Yemen’de Bir Osmanlı Eseri: Bekiriye Camii. Vakıflar Dergisi(36), 155-170.
  • NTV. (2021, 12 23)
  • TDV İslam Ansiklopedisi. (2012). TDV İslam Ansiklopedisi
  • TİKA. (2016). Ürdün’de Osmanlı İzleri
  • Türkiye Diyanet Vakfı. (2022). TDV İslam Ansiklopedisi. TDV İslam Ansiklopedisi
Önceki İçerikGainPeace Amerikalıları İslam’ı Kaynağından Öğrenmeye Davet Ediyor
Sonraki İçerikKudüs Hakkında 5 Kitap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz