İlim Yolculuğunda Bi’ Beyefendi: Ali Yakup Cenkçiler

0
166

Bu yazımızda sizlere çocukluğunu ve gençliğini ilim öğrenmekle geçirmiş sonrasında öğrendiklerini öğretme yolunda çabalamış bir Beyefendi’den bahsedeceğiz, Ali Yakup Cenkçiler. Bu noktada bir Hadis-i Şerif beliriyor zihnimde:

“Ya öğrenen ol ya öğreten ol. Ya dinleyen ol ya da bunları seven ol. Beşincisi olma helak olursun.”

Ali Yakup Cenkçiler Beyefendi, önce öğrenen ve dinleyen sonra öğreten ve ömrü boyunca ilmi seven olmuş. Hayatı çeşitli dergilere ve söyleşilere konu olan Ali Yakup Cenkçiler, bende ilim timsali olarak iz bıraktı. Yetiştirdiği talebeleri ve geride bıraktığı hatıra kitabıyla da birçok insanda iz bırakmaya devam ediyor. Okuduklarım karşısında kendisiyle henüz tanışıyor olmanın burukluğunu hissederken aynı zamanda böyle bir yolculuğa hayranlıkla şahitlik ettim. Şimdi onun ilim ve hayat serüvenine beraber şahitlik edelim.

Bereketli Bir İklimde Bereketli Bir Hayata Gözlerini Açtı

Ali Yakup Cenkçiler, 1913’te Kosova eyaletinin Gilan kasabasında doğmuş. Babası Hâfız Hüseyin, annesi Hûrişah Hanım’dır. Aile İşkodralılar adı ile anılmaktadır. Dedesi bir veli zat olan Müftü Hacı Yakup’tur. Kendisi farklı dinlerden insanların sevdiği ve hürmet ettiği bir kişiliğe sahipmiş.

Ali Yakup Beyefendi, babasından ve dedesinden ilim konusunda çok faydalanmıştır. Kendisinin ilk hocası ve ona Kur’anı öğreten kişi babası Hafız Hüseyin olmuştur.

İlim Yolculuğunda Bir Beyefendi

İlk olarak babasından Kur’ân-ı Kerîm, dinî bilgiler ve inşâ dersleri almış. Kur’an’ı 8 yaşında iken hatmetmiş ve sonra dört yıl eğitim göreceği ilkokula başlamış. Burada Sırpça yanında Türkçe’yi de öğrenmiş. Öyle ki Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci şiirlerini okuyup ezberlemişler. Gilan kasabasında henüz Osmanlı izlerinin silinmediği zaman diliminde 12 odalı 80 öğrencinin barındığı medrese, Ali Yakup Hoca’nın hayatında silinmez izler bırakacak ilk duraktır. Buradaki feyizli günleri şu cümlelerle aktarmıştır:

“Hatırlıyorum, sabah erken uyanır ezanı dinlerdik. Namazdan bir saat önce abdest alır Kur’an okurduk. Namazdan sonra da bir cüz Kur’an okurduk. Bütün bunlar mecburi değildi, bir gelenekti. Hoca’ya müderris denirdi. 1, 2, 3 sınıf talebeler olurdu. Her sınıftan icazet alınır ve bir üst sınıfa geçilirdi.”

Osmanlı’nın izlerini taşıması dolayısıyladır ki Ali Yakup Hoca hem Arapça’yı, hem İslami ilimlerin temellerini kendi kasabasında almıştır. Aile kökeni itibarıyla İşkodra Katoliklerinden olan Ali Yakup Hoca, Osmanlı sayesinde İslam’la şereflenmelerini her fırsatta dile getirmiştir:

“Ben aslında her şeyimi Osmanlı’ya, sizin ecdadınıza borçluyum. Eğer onlar İslam’ı, Hakk’ı, adaleti ve İslami İlimleri benim doğduğum Balkan topraklarına getirip yaymasalardı ben de o topraklardaki gayrimüslimler gibi birisi olacaktım. Onların hâline bakıyorum da gece gündüz Osmanlı’ya dua ediyorum.” (Ali Yakup Cenkçiler Hatıra Kitabı, s. 82.)

Ali Yakup Hoca’nın bundan sonraki en önemli ilim durağı Mısır olmuştur. Dönemin pek çok önemli ismiyle temasta bulunmuştur. Bunlardan Hasan el Benna, Zahidü’l Kevseri, Mustafa Sabri Efendi, Yozgatlı İhsan Efendi hayatında yer eden önemli isimlerdir. Ali Yakup Hoca, bir yandan tahsiline devam ederken vaktini ve enerjisini hep ilme vermiştir. Öyle bir ilim aşkı ki insanda hayranlık hissi bırakan şu örneği sizlerle paylaşmak istiyorum: Okuduğu medrese uzak olmasına rağmen tramvaya binmez, “Tramvaya vereceğim parayla kitap alırım” dermiş.

Üniversitede kütüphane görevlisi olarak çalışmış ve kütüphanenin hemen hemen tüm kitapları elinden geçmiştir. Ayrıca yedi dil bilen Ali Yakup Beyefendi,  Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğinde mütercimlik yapmıştır. Ali Yakup Efendi’nin bir başka hususiyeti de Mehmet Akif’e olan sevgisi ve muhabbetidir. Mehmet Akif’e olan sevgisinden Safahat’ın birinci kitabındaki “Fatih Camii” başlıklı şiiri Kahire’de iken Arapça’ya çevirmiş ve bu çeviri Mecelletü’l Edeb’de yayımlanmıştır.

Kendisinden Faydalanılan İlmi İle İz Bıraktı

Ali Yakup Hoca, 1960’ta İstanbul’a yerleşmiş ve bir yıl sonra da evlenmiştir. Bu tarihten itibaren Fâtih, Mesih Paşa ve Emîr Buhârî camilerinde İhyâʾü ʿUlûmi’d-Dîn, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, Medârikü’t-Tenzîl ve Dîvânü’l-Mütenebbî gibi eserleri okuttu. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi’nde tefsir, kelâm ve belâgat dersleri verdi. Evinde de orta ve yüksek öğrenim gençliğinden isteyenlere özel dersler vererek birçok talebe yetiştirdi.

22 Mayıs 1988’de vefat etti. Geride kalanlara yüreklerden silinmeyecek güzel izler bıraktı.

Ali Yakup Beyefendi’ye Dostlarından Bir Hatıra Kitabı

Öyle bir hatıra kitabı ki içinde yakın tarihte iz bırakmış pek çok isim var ve herkes bir şekilde Ali Yakup Cenkçiler Beyefendi’nin talebeliğinden geçmiş ve ondan hep güzel sözlerle bahsetmiş. 1913 yılında Kosova’nın Gilan kasabasında başlayan ve 1988 yılında Fatih’te son bulan hayat yolculuğunda Ali Yakup Cenkçiler ilim tarihimizde silinmez bir iz bırakmıştır. Buna yetiştirdiği birçok talebe ve bahsettiğimiz hatıra kitabı şahit. Allah kendisinden razı olsun.

Önceki İçerikPortre: Akif Emre
Sonraki İçerikIshmael Beah ve Uzaklara Giden Yol Romanı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz