İslâm’ın Topluma Verdiği Önemin 5 Göstergesi

0
172

İnsan fıtrat itibariyle yalnız kalamaz. Bir eşe, aileye, yalnızlığını paylaşabileceği insanlara ihtiyaç duyar. Şüphesiz bu insanın sosyal bir canlı olduğunun ve tek başına var olamayacağının kanıtıdır. Peki Allah (c.c) fıtratımıza bu hissi neden koymuştur?  Buradan yola çıkarak söyleyebiliriz ki İslâm topluma ve birlikte yaşamaya önem vermiştir. Bu önemi ayet ve hadislerin ışığında anlamaya çalışalım.

1Hucurât Sûresi 13. Âyet

Kur’ân-ı Kerîm’den bir âyet-i kerîmeyle başlayalım. “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.”

Âyet-i kerîmede bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Öncelikle sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık buyruluyor. Burada toplumun temel yapı taşı olan ailenin oluşumuna dair bir bilgi verilmekle birlikte devamında sizi kavim ve kabilelere ayırdık tanışasınız diye buyruluyor. Allah(c.c) insanları tek bir kabile ve kavim olarak yaratmaya elbette muktedirdir lakin öyle yaratmadı çünkü insan fıtratının gereği olan sosyalleşme ihtiyacı ve toplumda var olabilmek ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. Şüphesiz Allah’ın (c.c) yaptığı her işte bir nizam ve hikmet vardır. Buradaki maksadı anlamak gerekiyor. Biz bugün toplum olmadan tek başımıza bir din yaşamayı düşünebilir miyiz? Düşünemeyiz çünkü namaz, zekat, kurban gibi diğer pek çok ibadetimizde başka insanların varlığına onlarla birlik olmaya ihtiyaç duyarız. Diğer insanlarla birlikte bir toplum içinde yaşamak adeta bir yapbozun parçaları misali tamamlanmamızı sağlar.

2Buhârî, İman,6

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) çok güzel bir hadisiyle devam edelim. “Sizden biri, kendisi için sevdiğini (istediğini, arzu ettiğini, din) kardeşi için de sevmedikçe (istemedikçe, arzu etmedikçe) gerçek îmâna eremez.” 

Buradan anlıyoruz ki Müslüman olmak demek iman edip ibadetleri yapmanın çok ötesinde bir noktada durmaktadır. Bu anlayışı tam anlamıyla yaşadığımız bir toplum hayal etmeye çalışalım. O toplumda herhangi bir adaletsizlik, haksızlık, eşitsiz, yoksulluk, açlık gibi toplumların yarası olmuş olaylara rastlamak mümkün olmazdı. Görüyoruz ki İslâm, toplum menfaatini her zaman ön planda tutmuş ve böyle bir İslâm dünyası oluşması için çalışmıştır.

3Bakara Sûresi 110. Âyet

Konumuz İslâm’ın topluma verdiği önem olunca elbette ki zekat ibadeti de akıllara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.” buyruluyor. Bildiğimiz üzere zekat Müslüman olmanın 5 şartından biri. Peki buradaki hikmet nedir? Günümüzü düşünelim. Ne yazık ki dini farziyetleri yerine getirme noktasında eksiklik çektiğimiz bugünlerde görüyoruz ki zengin ve fakir arasındaki makas giderek açılmaktadır. Zekat bunu engelleyecek en önemli yapı taşıdır. Zekatın hakkıyla verildiği bir ortamda bu makasın bu denli açılması mümkün olmaz. Dolayısıyla refah seviyesi yükselir. Yani diyebiliriz ki buradaki hikmet bireylerin tek başına maddi bir refah içinde yaşaması değil toplumsal anlamda her bireye yardım edilmesi ve o toplulukta var olan bütün insanların refah seviyesinin yükseltilmesidir. Ayrıca bu ibadet farz kılınarak kati bir şekilde emredilmiştir. Buradan anlıyoruz ki İslâm, toplumda maddi yönden de adaletin sağlanmasına önem vermiştir.

4Hucurât Sûresi 10. Âyet

“Müminler ancak kardeştirler. O hâlde kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin.”

Âyet-i kerîmede görüldüğü üzere İslâm, mümin toplumların yani aslında ümmetin birliğine ve beraberliğine önem vermiştir. Bunu insani açıdan değerlendirdiğimizde; kişi nasıl kendi öz kardeşiyle küs kalamıyorsa ve kendisi için istediğini nasıl ki öz kardeşi içinde istiyorsa Müslüman kardeşlerine de aynı sevgiyle ve aynı merhametle bakmalıdır. Kardeşleriyle ihtilafa düşmemelidir. Aralarında ihtilafa düşen toplumlar her zaman yok olmaya ya da büyük kayıplar vermeye mahkumdur. Güçlü olmanın temelinde birlik ve beraberlik duygusu vardır çünkü tek başına hiçbir insan yeterince güçlü olamaz. Biz ne zaman ki bu âyet-i kerîme’nin anlamını kavrar, ümmet olarak birbirimizi destekler ve aramızda barış ve huzuru hakim kılarsak işte o zaman bambaşka bir noktaya ulaşırız.

5Nisâ Sûresi 58. Âyet

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.”

Âyet-i kerîmenin tefsirine baktığımızda emanetten kast edilen korunması istenen maddî ve mânevî değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin hizmet makamları da emanettir. Bu durumda liyakat kavramı devreye giriyor yani işin ehline verilmesi. Peki işin ehline verilmesinin faydası nedir? Bu soruyu kendimize sorduğumuzda cevabı bulmak hiç de zor olmayacaktır. İşin ehline verildiği toplumlarda hem adaletin çarkı en güzel şekilde işleyecek hem de verilen iş en güzel şekilde yapılacaktır çünkü bu sorumluluğu alan kişi liyakat sahibidir yani bunu yapmaya layık özelliklere sahiptir. Bu da toplumun menfaatine bir eylem olmakla birlikte insanların birlik ve beraberliğini de destekler niteliktedir. Söz gelimi verilen işin ne olduğundan haberi olmayan biri o işin başına getirilirse hem işleyişi bozacak hem de bu işe asıl layık olan kişilere adaletsizlik yapılmış olacaktır. Bu da toplumda fesada, ayrılığa neden olacaktır. Kur’ân-ı Kerîm öyle mucize bir kelam ki 1400 yıl evvel indirildiği halde günümüze hatta geleceğimize ışık tutmaktadır.

Yazımızın sonuna gelirken bütün bu yazdığım ve sizin okuduğunuz âyet ve hadisler ışığında söyleyebiliriz ki ümmet olarak birlik ve beraberlik içinde, adaletli olmayı unutmadan, kendimiz için istediğimizi tüm mümin kardeşlerimiz içinde isteyerek yaşarsak muhakkak ki güzel günler göreceğiz. Rabbim yaşayabilenlerden eylesin. (Âmin)

Önceki İçerikİlk Japon Hacı: Omar Yamaoka
Sonraki İçerikHindistan’da Bulunan Asırlık Kur’ân-ı Kerîm

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz