Kamerunlu Yetim Beşir’in Hikayesi

Bundan tam on iki yıl önce Kamerun’un Maroua şehrinde göbek bağı bile düşmeden çöpe atılan bir bebekti o. Yalnız, yapayalnızdı… Sabaha karşı ağlama seslerini duyan mahalle sakinleri onu alıp hemen Aile Bakanlığı’na götürdüler. Aile Bakanlığı onu teslim aldıktan sonra sağlık kontrolünden geçirip Maroua’daki tek Müslüman yetimhanesi olan Cemile Anne Yetimhanesi’ne yerleştirdi. Daha adı bile yoktu bu minik yavrunun.

Bu sebeple ismini koyması için şehrin ileri gelen kanaat önderlerinden Üstad Hayati’ye götürdüler. Ve artık bu yetimin bir ismi vardı: Beşir

Beşir Hayati. İleriki yıllarda soyadıyla gurur duyacaktı Beşir. Şeyh Hayati’nin oğlu gibi hissedecekti kendisini. Cemile Annemiz adeta bir melekti Allah’ın Beşir’e gönderdiği. Kendi yavrularından ayırmadı onu, kendi oğlu gibi baktı ona. Sardı, sarmaladı.

Cemile Anne’nin Vefatı

Aslında yetimhanedeki bütün çocukların annesiydi Cemile Anne.Bir süre sonra ağır bir  hastalığa yakalandı ve akabinde hakkın rahmetine kavuştu bu güzel insan. Yetimler için o gün acı bir gündü. Beşir ise daha 1.5 yaşındaydı. Artık hastalandığında başında bekleyecek, ona sarılacak bir annesi yoktu. Derken Rabbimiz tekrar güzel insanlar gönderdi Beşir’e.

Onu kendi çocuklarından ayırmayacak bir aile çıktı karşısına, anne ve baba bildi onları. Artık bugünden sonra Murat babası ve Kadriye annesi vardı Beşir’in. Çocukluğunu dolu dolu yaşayacağı günler başladı. Yaz tatillerinde hep onlarla beraber kaldı. Zamanla Türkçeyi de öğrenmeye başladı hatta Türkçe marşlar ezberledi, Türkçe ilahiler öğrendi .

Murat Bey ve ailesi üç dört yıl sonra şehir değişikliği yapmak mecburiyetinde kaldılar.  Evlatlarından ayırmadıkları Beşir’lerini bırakmakta çok zorlandılar. Bu yüzden onu evlat edinmeyi çok istediler ama olmadı. Sonuç mu? Beşir yine yalnız kaldı…

Yalnızlık galiba onun kaderiydi. Artık 10 yaşına gelmişti. Yetimhanedeki günler devam ediyor, okuldan yetimhaneye yetimhaneden okula giderek günlerini geçiriyordu Beşir. Yaz  tatillerinde kendi ailesi bildiği o muhteşem ailenin yanına gidiyordu. Şeyh Hayati hazretlerinin duasını aldığından olsa gerek Beşir’in yüzü bir süre sonra tekrar güldü.

“Ne İstersin Beşir? Sana Gelirken Ne Getireyim?”

Bu sefer de Rabbimiz, Ali abisiyle Fadim ablasını gönderdi Beşir’e. Böylece tekrar güzel günler başladı Beşir için. Artık emin ellerdeydi Maroua’nın yetimi. Çünkü ona kol kanat geren yeni bir ailesi olmuştu. Hafta sonları güzel vakit geçiriyordu Ali abisiyle ve Fadim ablasıyla.

İlk tanışmalarında Ali abisi sordu ona: “Ne istersin Beşir? Sana gelirken ne getireyim?” İçini acıtan hem de çok acıtan bir cevap aldı Ali: “Ekmek getir Ali abi, ekmek.”

Ali abisi şok oldu ve kendi kendine düşündü “Çocuk benden ekmek istedi. Ne çikolata ne de cips! Sadece ekmek istedi, kim bilir ne zamandır ekmek yemedi.”

Ali bey şöyle aktarıyor: “Bunları hiç unutamıyorum, yanından ağlayarak ayrılmıştık. Şimdi üç yıl oldu Beşir’imizi tanıyalı. Hafta sonları Türkiye’deki hayır sahipleri vesilesiyle açılmış olan Medine Hafızlık Kursu’nda eğitim alıyor. Aslında hayata olumsuz şartlarla başlamıştı ama ona rağmen çok da nasipliydi. Zira, başka Müslüman yetimhane olmamasından dolayı mahalle köşelerinde imkansızlıklar içerisindeki birçok Müslüman ailenin çocukları maalesef Hristiyan yetimhanelerine konuluyor. Hal böyle olunca da nice Beşirler, Benjamin olarak devam ediyorlar hayatlarına…”

Evet bu küçük Beşir’in hikayesiydi. İbretle baktığımızda almamız gereken onlarca ders var. Bunlardan bir tanesi bence hepsinden önemli. O da Türkiye’den uzanacak merhamet ellerini bekleyen nice Beşir’lerin olduğu…

Bunlar Da İlginizi Çekebilir !

Yıllarca Bize Yalan Söylediler

5 Bin Yıl Sonra Dinle Tanıştılar

Kenyalı Kahraman Öğretmen Hayata Gözlerini Yumdu 

Artık Kur’an-ı Kerim Yao Dilinde

82 Kişi Bir Gecede İslam’a Girdi

Sudanlı Minikler Hummalı Bir Çalışma İçinde 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz