Müslüman Çocuk Serisi #5: Çocuk ve Sorumluluk

Serimizin en başında çıktığımız çocuk dünyası yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyor, rotamızı sorumluluk ülkesine çeviriyoruz.

274

“Kim demiş ki, çocuk küçük bir şeydir. Bir çocuk belki en büyük bir şeydir.” derken şair çağın yaralarından adeta bir pencere açıyor. Biz de bu yazımızda büyüyememe sorununa derman arayacağız. Serimizin en başında çıktığımız çocuk dünyası yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyor, rotamızı sorumluluk ülkesine çeviriyoruz.

Sorumluluk Ülkesi

Bu çağın problemlerinden biri de büyüyememek, büyümesi için gerekli değerin çocuğa verilmemesidir. Çocuğa uygun alan açılmadığında fiziksel olarak büyümüş ama ruhsal açıdan olgunluğa erişememiş insanlar ortaya çıkmış oluyor. Bunun tam tersini çocuk yaşta dünyayı değiştirmeye talip olan sahabelerde görüyoruz. Sekiz yaşında Mekke’ye istihbaratçılık görevi verilen Abdullah bin Ebu Bekir, on sekiz yaşında Mekke’ye vali olan Attab bin Esid, yirmi yaşında Yemen’e vali giden Muaz bin Cebel, Peygamber’in (sav) vahiy kâtipliğini üstlenen genç sahabilerden Zeyd bin Harise, Ali b. Ebu Talip ve daha niceleri sorumluluk tohumlarının coşkuyla filizlendiği örneklerdendir.

Hz. Peygamber (sav) onların enerjilerini doğru yerlere kanalize etmiş, özgüvenlerini ve karakterlerini destekleyici bir yol izlemiştir. Çocuklara güvenmesiyle sorumluluk kıvılcımını yakmış, kendilerini ümmetin bir parçası olarak görmelerine ve insanlığa faydalı olmalarına zemin hazırlamıştır. Onlara yaşlarına takılmadan gereken değeri vermiş, kendilerine uygun görevler sunmuş, deneyim kazanacakları alanlar açmıştır.

Nübüvvet medresesinin çağları aşan bu öğretileri, sorumluluk yoksunluğu çektiğimiz çağda yaralara derman oluyor. Bir başkasının sorumluluğu kuşanması, üzerine düşen eylemleri yerine getirmesi toplumu iyileştiriyor. Sorumluluk duygusu özerklik, öz disiplin ve irade gibi duyguların da gelişmesine katkı sağlıyor. Peki bu bereketli duyguyla çocukları nasıl tanıştırabiliriz?

Sorumluluk Bilinci

Sorumluluk bilincinin oluşumunda aile önceliklidir. Ardından topluluk tarafından kabul edilen değerler, sorumluluk duygusunu yönlendirir ve besler. Aile içinde sorumluluk duygusu tatma imkânı bulamayan çocuklar ise sosyal hayatta zorluk yaşarlar. Bu duygunun geliştirilmesi için anne-babanın evde sınırları net bir şekilde çizmesi gereklidir. Bu sınırlarda çocuğa seçme hakkı tanınması, özerklik duygusu kazandırır.

Sınır çizmek, evde düzen kavramının oluşmasını sağlar. Düzen ise çocukların zihnini dağınıklıklardan korur. Neyi ne zaman yapacağını bilen çocuk, kişisel disiplinini ortaya çıkarır. Tüm bunlar, sorumluluk bilincinde zincir gibi birbirine bağlıdır. Sınırlar düzeni, düzen özerkliği, özerklik ise sorumluluğu beraberinde getirir. Zinciri kırmamak için ailenin tutarlı davranışlar sergilemesi ve ortak bir dil geliştirmesi gereklidir. Bu noktada aile aktiviteleri artırılmalı, çocuklar evdeki rutinlere dahil edilmelidir. Ebeveynler iş birliğine ve yardım almaya açık olmalıdır. Çocuklarının fikirlerinin ve duygularının değerli olduğunu benimsemelidir. Bu anlayış biçimi, çocuğun kendisini saygın ve değerli hissetmesini sağlar. Kendini değerli gören çocuk ise vicdanındaki kıpırtılarla birlikte insanla ve dünyayla daha etkin bir meşguliyet içerisine girer.

Çocuğun bakış açısı, anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacını giderdiğimizde, kendi isteklerimizi ve duygularımızı onları incitmeden yansıttığımızda çocuk ruhsal büyüme ve değişim yoluna adım atar. Sorumluluk ülkesine giden bu adımda çocuğa yoldaşlık etmek onunla yakınlaşmamıza da vesile olur. Bu yolculukta çocuğa örneklik teşkil etmek sürecin bir parçasıdır. Ama model olmak tek başına yeterli değildir. Karşısına çıkan problemleri çözümlemesine fırsat verilmelidir. Bu durum kendisini yetenekli ve sorumlu hissetmesini sağlar. Kendi çabası ve deneyimleri ile ulaştığı sorumluluk duygusunu içselleştirmesini ve karakteri ile özdeşleştirmesine de yardımcı olur.

Sorumluluk Duygusu

Kendisini sürekli gözetleyen, her şeye anında müdahale eden -helikopter ebeveynlik- doğru bir yaklaşım değildir. Çocukların şefkatli, gözünün içine sevgiyle ve hayranlıkla bakarak onaylayan ebeveyne ihtiyacı vardır. Yavaş adımlarla ve uzun yıllar sürecek sorumluluk eğitiminde ebeveyne düşen görev ise sabırla çocuğun olgunlaşmasını beklemektir.

Sonlu şeylere olan sorumluluğumuz bir yana, bir de sonsuza uzanan sorumluluklarımız var. İnanca dair yerine getirdiğimiz sorumluluklar bizi sonsuz hayatın güzelliklerine taşır. Burada bir kabulleniş söz konusudur. İçimizdeki ilahi öze sadık kaldığımızın emareleridir. Hayata dair, insana dair kabullenişlerimiz bizi bambaşka yaşantılara taşır. Birinin yarasına merhem olmak gayesiyle harekete geçmek sorumluluk duygusunun meyvesidir.

Günümüzde ümidini kaybetmiş, sonlu hedeflerin gölgesinde kalmış gençler görüyoruz. Oysa sorumluluk duygusu ile beslenmiş sonsuza uzanan sorumluluklarının da var olduğu bilinciyle yetiştirilmiş çocuklar, büyüdükçe geleceğe, sonsuza umutla bakar. Her daim heybesinde taşıdığı ümitle harekete geçer, dünyayı güzelleştirmeye talip olur ve sâlih amellerini arttırmaya gayret eder. Çocukların dünyalarını umutla dolduralım. Nübüvvet medresesinin öğretilerini evlerimize taşıyıp sonsuza uzanan sorumluluklarını taçlandıralım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz