Osmanlı’da Mektebe Başlama Merasimi: Âmin Alayı

1
12
Kaynak: https://istanbultarihi.ist/657-the-school-commencement-ceremony-in-istanbul

Âmin Alayı

En önde, rahlesi âgûş-i ihtirâmında,

Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek;

Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında,

Şafak ziyâları hatta ufûl edip gidecek

Mehmed Âkif’in bu suretle tasvire başladığı ve ilerleyen kısımlarda kârbân-ı âtî (istikbâlin kervanı) olarak nitelendirdiği bu kafile, işbu şiirin de ismi olan âmin alayıdır.

Nedir Bu Âmin Alayı?

Âmin alayı, sıbyan mekteplerine başlayacak olan küçük çocuklar için düzenlenmiş, çocukları eğitim hayatlarına toplu icrâ edilen bir merâsimle başlatan hoş bir Osmanlı geleneğidir.

Nasıl İcrâ Edilirdi?

Küçük farklılıklar olmakla beraber âmin alayı merasimi hemen hemen şu şekildedir:

Aile mektep yaşına geldiği kanaat edilen çocuğun durumunu çocuğu göndermeyi düşündükleri mektebin hocasına bildirir. Beraberce merasim için bir gün tâyin edilirdi ki bu günün genellikle pazartesi, perşembe veya kandil günü olmasına dikkat edilirdi. Merasim günü hoca, talebeleriyle beraber mektepten çıkar. Koro hâlinde söylenen ilâhiler ve âminler eşliğinde yeni talebesinin evine doğru yürür. Bu sırada mektebe başlayacak çocuk da temiz ve güzel kıyafetleri içinde evin kapısında bekletilir. Nihâyet hoca ve kafilesi eve ulaştığında hoca, evin önünde duâlar eder ve orada hazır bulunanlar da âmin diyerek bu duâlara karşılık verirdi. Bitti mi? Hayır, merasim devam ediyor.

Kaynak: https://istanbultarihi.ist/657-the-school-commencement-ceremony-in-istanbul

Evin önündeki duâ faslı bittikten sonra çocuk, süslenmiş bir midilliye bindirilir; ilâhiler ve âminler eşliğinde mektebin yolunu tutardı. Fakat bu yürüyüş öyle alelâde bir vaziyette gerçekleşmezdi, belli bir nizamı vardı. Alayın en önünde yer alan iki kişiden biri, bir yastık üzerinde çocuğun cüz kesesini; diğeri de çocuğun mektepte oturacağı minderi ve cüzünü koyacağı rahlesini taşırdı. Onların arkasından da sırasıyla hoca, ilâhiciler, âminciler, çocuğun âilesi ve halktan merasime katılan kişiler gelirdi. Mektebe varıldığında çocuk hocanın karşısına oturtulur. Hoca besmele çektikten sonra elif-bâ cüzünden sadece “elif” harfini gösterirdi. Böylece de çocuk ilk dersini almış olurdu.

Ahmed Rasim’den

Âmin alaylarının icrâsını tasvir eden en önemli kaynaklardan birisi, Ahmed Rasim’in “Falaka” adlı eseridir. Hâtırat türünde yazılan bu eserde Ahmed Rasim, kendi âmin alayını anlatmıştır.

Valide, bohça paketleri açtı. Hiç unutmam birinden koyu kahverengi rubalarımı çıkardı. Yeni bir hilâli gömlek, üstüne ipekli bir mintan, yine beyaz, sakız gibi çoraplar… Yepyeni galoş potin… Fakat fes, hiç görmediğim bir fes… Tablası fırdolayı dolu… Ne? Büyücek, maa takım bir nazarlık… sağlı sollu, başları taşlı iğneler… Asabasının önünde mücevher bir ay. Boynuma yine o kıymetdâr (lâhur) geçti. Bu ihtişamla sofaya çıktım. Herkes bana bakakaldı. Şehzade misin mübarek!

Akîbinde kendimi midillinin üzerinde, kırmızı bir kolan geçmiş yeşil ince altlıklı eğeri üzerinde buldum. Hakikaten Baş Ağa midilliyi yedeğine almış, iki ağalardan ikisi de bir tarafıma geçmiş idi. Arş efendim arş!

Kaynak: https://www.iskultur.com.tr/falaka.aspx

Doğruca hocanın, hani bizim komşu hocaefendinin makamına götürdüler. Minderim konmuş idi. Hocam bâb-ı meşîhat’e gittiği kıyafet ile, eyyâm-ı sâireye nispetle en mükellef en resmi bir surette giyinmiş idi. Mübarek elini öptüm, karşısında diz çöküp oturdum. Baş Ağa, elifbâ cüzümü açtı. Hoca bir besmele-i şerife çektikten sonra tırnakları gül gibi temiz iki parmağıyla tuttuğu kemik hilali üzerine nasb ederek:

-Elif, dedi. Ben de dedim.

-Bugünlük dersin bu kadar…

Demekle beraber yine o pür tebessüm gözleriyle bana bakarak elini kulağımı çeker gibi temas ettirdi.

-Sakın unutma ha… Söyle bakayım dersin ne?

-Elif

-Âferin!..

Şimdi bile şâir (Nâbî) ye hak verdim, o gün bugün hâlâ âferin! Hocamın hayır duâsı gayet bereketli imiş!.. Mevla rahmet eylesin!

Kaynak: https://istanbultarihi.ist/657-the-school-commencement-ceremony-in-istanbul

Velhâsıl, bir bayram havası edâsıyla icrâ edilen bu merasimlerin, kişilerin hâfızalarında önemli bir yer tuttuğu muhakkak. Pedagojik açıdan da eğitimin ilk günü, daha yolun başında iken yapılan böyle bir merasimin, çocukları mektebe ısındırma ve ilme azimli bireyler hâline getirme konusunda ne kadar yardımcı olabileceği ise ayrıca incelemeye değer.

Günümüzde bu gelenek bazı belediyeler ve özel eğitim kurumları tarafından da devam ettirilmek isteniyor. Fakat Osmanlı’daki örneğinin aksine, her çocuk için ayrı olarak düzenlenen bir merasim yerine, 1. sınıfa başlayacak olan tüm çocukların katıldığı toplu bir törenle gerçekleştiriliyor. Bu etkinliklerin çocuklardaki okul korkusunun yenilmesine katkısı olacağı muhakkak. Fakat ailelerin kendi çocukları için onlara özel düzenleyecekleri etkinlikler de olması gerektiği kanaatindeyim. Bu da, belki aile içi bir hediyeleşme, belki de okula başlamadan  önce şehrin manevi büyüklerinin ziyareti gibi etkinlikler ile gerçekleşebilir.

[1][2][3]

*Ersoy, Mehmed Âkif. Safahat. Haz. M.Ertuğrul Düzdağ. İstanbul: İz yayıncılık,2016.

*Ahmed Rasim. Falaka. İstanbul: Hamid matbaası, 1927.

Önceki İçerikİslam Şehirleri: Bursa
Sonraki İçerikAfganistan’ın İkinci Mevlana’sı: Haydarî Vucûdî

1 Yorum

  1. Çok güzel ve çok önemli bir konuya temas etmişsiniz. Eğitimin din temelli olması ne de güzel olurdu şimdi. En azından bu bilgiyi canlandırdığınız için teşekkürler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz