İslam’a Kavuşan Vasily: Osmanlı’yı Çok Seviyorum

0
347

İnsanoğlu bir şeye inanma, inandığı şeye sığınma ve ondan bir şeyler isteme fıtratı üzerinedir. Bu ihtiyaçların batıl şeylerle karşılanmaya çalışılmasıyla ve dinin dünya hayatında kendisine engel teşkil edeceğini düşünen fikirlerin yönetimiyle fıtrat, değişime uğramaya başlamıştır. Yine de hala ümmet coğrafyasında içindeki bir kıvılcımla fıtratını ortaya çıkaran ve Allah’ın inayetiyle bu kıvılcımın peşinden koşup İslam’ı bulan kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimizden biriyse Abdullah Vasily.

Abdullah’ın hikayesinde İslam kendisini Rusya’da gösteriyor. On beşinde; düşünerek, akıl yoluyla İslam’ı bulan bir genç Abdullah.

“Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir.” (Şuara Suresi / 28. Ayet Meali)

Vasily: Bunlar bana yetmiyordu

Müslüman olmadan önceki ismiyle Vasily, 1978’de Rusya’da ateist bir ailede dünyaya geliyor. Yetiştiği çevre, din ve inanç meselelerinden uzaktır. 15 yaşına gelince ilk defa çevresinde hiç sorulmayan sorular takılır aklına.

Abdullah bu dönemi şöyle anlatıyor:

“15-16 yaşıma kadar Allah’ı hiç düşünmedim. ‘Hayatın anlamı nedir? Bana sunulan bu hayat, bu şey nedir?’ diye sormaya başladım. Bu yüzden ilk başlarda inandığım dine Mon-ateizm ismini verdim. Kendi inancımı geliştirmiştim.”

Abdullah Vasily’nin içine manevi bir açlık düşmüştü, ona iyi gelecek tek şey İslam’dı. Arayışa devam etti Abdullah.

“Hristiyanlık manevi ihtiyaçlarımı karşılamıyordu. İnsanın yaradılıştan olsa gerek manevi ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaç müzikle, sporla benzeri sosyal faaliyetlerle doldurulmaya çalışılıyor. Fakat bunlar bana yetmiyordu. Dolayısıyla hristiyanlığı manevi ve ahlaki açıdan yetersiz buluyordum.”

Kendime bir din oluşturmuştum

18 yaşına kadar kendi geliştirdiği Mon-ateizm inancıyla hayatını sürdüren Abdullah Vasily, 20 yaşında Müslüman arkadaşlar ediniyor ve İslam ile tanışıyor.

“On sekiz yaşıma kadar kendime bir din oluşturdum. Hatta buna isim de verdim, Mon-ateizm. Yaratıcının yaratılanlara benzemediğine inanıyordum. Ortodoksların kutsal üçlemesi olan kurtarıcı gibi dogmaları benimsemiyor, Hristiyanlığı kabul etmiyordum. Üniversiteye başlayıp Hukuk Fakültesine gidince Müslüman öğrencilerle arkadaş oldum. Onlardan İslam’ı dinledikçe benim Mon-ateizm dinimi kapsadığını fark ettim. Farkında olmadan akıl yoluyla İslam’ı bulmuş ve kabul etmiştim. Arkadaşlarımı dinledikten sonra iki hafta geçmeden iki şahidin  önünde kelime-i şehadet getirip Müslüman oldum. Hayatıma yeni bir inançla, imanla devam edecektim. Bu harika bir şeydi, ne söyleyebilirim ki. Çok mutluydum.”

Irklarına olan sevgileri ümmet kardeşliğini bastırmıştı

Yeni Müslüman olan Abdullah için yeni bir açlık hasıl olmuştu. Dindaşlarını tanımak ve dini hakkında daha çok bilgi sahibi olmak istiyordu. Bu şekilde kendisine Müslüman arkadaşlar ararken bir şey fark etmişti.

“Benim gibi İslam’ı seçen insanlarla tanışmayı çok istiyordum. Bu nedenle Rus, Ermeni, Gürcü, Koreli Müslümanlarla iletişime geçmeye başladım. Rusya’daki ümmetin problemlerinden Kafkasya sorunlarına kadar tüm anlaşmazlıklar, problemler hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Dünyada olup bitenleri takip ettim. Fark ettim ki insanlar bir inancı kabul ettiklerinde eski dinlerinden vazgeçmiyorlardı ya da benzer inançları da kabul ediyorlardı ve toplumlar Müslüman olmalarına rağmen ırkdaşlarıyla bir arada olmak istiyorlardı. Irklarına olan sevgileri, ümmet kardeşliğini bastırmıştı.”

Abdullah Vasily: Osmanlı’yı çok seviyorum

Aslında Abdullah, içinde bulunup fark etmediğimiz ümmet kardeşliği nimetinin ne kadar kıymetli olduğunu göstermiş oluyor bize. Sadece ümmet kardeşliğini değil tarihimizin ecdadımızın kıymetini ve de özellikle Türkiye’de yaşayan Müslümanlardan beklenenleri dünya ümmetinin bize bakış açısını da şu sözleriyle dile getiriyor.

“İslam’ın en büyük devleti olan Osmanlı’yı  çok seviyorum. Türk halkının yöneticilerine de İslam’a hakkıyla hizmet etmiş Türk toplumuna karşı da olumlu duygularımı dile getirmek istiyorum. Osmanlı’dan yadigâr Türkiye için artık uyanış vaktidir. Temsil ettiğim cemaat ve kendi adıma Türkiye’deki yavaş ama emin adımlarla hedefine doğru giden diriliş sürecine gönülden destek verdiğimi söylemek istiyorum. Bana vatanımı bıraktıracak bir şey olsun istemem ama Rusya’yı terk etmek zorunda kalırsam benim için Türkiye’den başka bir seçeneğin olmadığını biliyorum. Biz de tüm dünya Müslümanları gibi Türkiye’ye bakıp, onu takip edip,  İslam’ın bu ülkeden tekrar yükselmesi için dua ediyoruz.”

Önceki İçerikAfrika’ya Gitmek Artık Çok Kolay
Sonraki İçerikHerkes İçin Eğitim Hayali Gerçek Oluyor: Schoolx Projesi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz