Ana Sayfa Blog

Ninnilerin Faydaları Ve Eser Tavsiyeleri

0

“Atem tutem men seni
Şekere gatem men seni
Akşam baben gelende -oy
Önüne atem men seni …”
1

Bu sözlerin ritmini bildiğiniz için eminim bir yanınız ninniyi terennüm ederken diğer yanınızda da içinizdeki minik gıdıklanarak uyku rahatlığına geçmeye çalışıyordur. Çünkü bizler, bebeklikten beri annemizin şefkatli kollarında söylediği ninnilere oldukça aşinayız. Böylece, konuyu açtığımıza göre bugünkü konumuz olan ninnilere giriş yapalım. Yalnız açtığımız şey şu an için sadece konu olsun olur mu? Diğer her şeyi kapatacağız, ışıkları da. Çünkü ninni konusunu tam hissedebilmek için bu kaçınılmaz bir uygulama olacak. Bizlere ayın ve yıldızların ışığı yetecektir.

Ninniler, bebeği sakinleştirmek ve uyutmak için annelerin müşfik sesiyle söylediği yavaş ritimli anonim halk şiirleridir. Annenin o müşfik sesi ve sevgi dolu dokunuşuyla bebeğin uykuya geçişi kolaylaşır. Böylece, ninniler oksitosin hormonunu tetiklediği için anne ile bebek arasında güvenli bağın oluşumunu daha hızlandırır.

Ninnilerin saymakla bitiremeyeceğimiz pek çok olumlu etkisi bilimsel olarak kanıtlamışlar. Örneğin, bebeğin doğumundan hemen sonraki erken dönemlerden başlamak üzere gördüğü ve duyduğu tüm olayların ileriki dönemlerde kendi görüş ve konuşma yetenekleri üzerinde derin bir etki bıraktığını ve şekillendirdiğini göstermektedir. Bundan dolayı, çocuğun ruhuna işleyeceği sevgi, saygı, merhamet gibi değerleri onların yaş ve gelişim özelliklerine uygun anlamlı ve pozitif mesajlar içeren ninnileri seçmeli. Misal; “Kov bostancı danayı, Yemesin lahanayı, Huuu huuu” ninnisinde geçen danayı bostandan kovma, danaya yemek vermeme gibi olumsuz mesajlar yerine pozitif mesajlar ile telkin etmeliyiz. Bunlara ek olarak, ninniler bebeklerin yeni kelimeler öğrenmelerini destekleyerek dil gelişimlerine katkıda bulunuyor. Kafiye kalıpları sayesinde küçük çocuklara kelimeler ve müzik arasında ilişki kurmayı öğretir.

Ninni Eser Tavsiyeleri

Öncelikle, bebeklere dinleteceğiniz müzikler, çocuklarınızın sekinetini arttıracak yavaş ritimli ve alçak sesli eserler olmalı. Piyano, ney, kalimba gibi enstrümanlar seçmeliyiz. Aynı zamanda Kuran-ı Kerimden ayetler dinletmeniz, çocuğunuzun bedenini gevşetip uyumasını kolaylaştırırken bilinçaltının ve gönlünün diri ve temiz kalmasını sağlayacaktır.  

Mozart: Klasik müzik türünden Mozart’ın müziği, bebeğinizin ufkunu arttıracak nitelikte sözsüz bir eser. İlk ninni önerisi için linki kopyalabilirsiniz: youtube.com/watch?v=iXC3dxZw-2A&ab_channel=WonderfulLullabies

Tanbûri Cemil Bey’in Ninnisi:   Tanpınar, “Tanbûri Cemil’in Ninni’sini bir musikî şaheseri saymak epeyce güçtür. Fakat o plağı bulursanız iyi dinleyin. İktisadî denkliği bozulmuş, mihrabı çökmeğe yüz tutmuş, gururunu yapan geleneklerin duvarı çatlamış bir topluluğun iç benliğini en canlı yerinden verir”… Sözleriyle Tanburi Cemil Bey’in ninnisine dikkat çekmiştir. Dinlediğinizde fark edeceksiniz: Cemil Bey’in tanburu adeta bir insan gibi konuşarak ninni diye mırıldandığına şahit olacaksınız. İkinci ninni önerisi için linki kopyalayabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=EIeVvDli7j0&ab_channel=ELH%C3%82NENSEMBLE

Aksa Çocuk Ninnisi: Eğer direnişe silahla destek olamazsam; kalemim ve mürekkebim direniş ve mukâvemet yolunda silahımdır.” Düsturuyla oluşturduğu Aksa çocuk Marşının bestekârı olan Şeyma Şahin hanımefendi, bu sefer de yerinde saymayıp eline aldığı kılıçtan kalemi ve mermiden ucuyla geleceğin Selahattin’lerini, Ömer’lerini, Ubeyde b. Cerrah’larını yeşertmek için Mescidi aksa kokan kâğıdının başına geçiyor ve Aksa Çocuk Ninni projesine de imza atmayı başarıyor. Üçüncü ninni önerisi için linki kopyalayabilirsiniz: youtube.com/watch?v=YxISTyQ7I3A&ab_channel=NE%C3%9CH%C3%BCrGen%C3%A7%C3%96%C4%9FrenciToplulu%C4%9Fu

Dualı Ninni: Bebeğinizin zikrine ve fikrine dualar serpiştiren, huzur dolu rüyalarında bile eşlik edeceği bir eser. Dördüncü ninni önerisi için linki kopyalayabilirsiniz: youtube.com/watch?v=9azXudx0y1I&ab_channel=BibercikTV

Ney Ve Doğa Sesi: Ney, kuş ve su sesinin harmanlandığı bir eser. Beşinci ninni önerisi için linki kopyalayabilirsiniz: youtube.com/watch?v=F-jRtE9kfIY&t=378s

Rabbim uyuyan ümmetin şuurunu arttıracak ve ruhunu diri eyleyecek ninnilerin sayısını arttırsın vesselam.     

Kaynaklar

  1. Mircan Kaya, “Bizim Ninniler” Albümü (2014)
  2. bepanthol.com.tr/iyilige-ninniler/ninnilerin-yararlari-nelerdir
  3. Gelişli, Y ve Yazıcı, E (2011). Ninniler ve Çocuk Eğitimindeki Önemi. Uluslararası Türk Kültür Coğrafyasında Sosyal Bilimler Dergisi (TURKSOSBİLDER) Cilt 01, Sayı 01, 2016, Sayfa 1-7
  4. Tanpınar,A (2017), Beş Şehir. s.28

İslam Şehirleri: Cakarta

0
Jakarta_Endonezya

İslam Şehirleri serimizde Bali Adası’yla bilinen bir ülke ile karşınızdayız. Asya’nın en kalabalık ve en çok Müslüman barındıran ülkelerinden birisi olan Endonezya’nın Cakarta şehrini sizlere tanıtacağız. Keyifli okumalar.

Doğunun İncisi Cakarta

Güneydoğu Asya’da yer alan Endonezya’nın güneyinde Avustralya, kuzeyinde Malezya ve doğusunda Papua Yeni Gine yer almaktadır. Başkenti olan Cakarta ise, Cava’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Dünyanın en büyük kentsel alanları arasında yer alan bu şehir; ekonomik, kültürel ve politik birçok imkâna sahiptir. Yüksek yaşam standartı sunmayı hedefleyen şehrimiz, birçok insanı etkilemiş ve birçok insana ev sahipliği imkânı sunmuştur.

Cakarta İsmi Nereden Geliyor?

“Doğunun Kraliçesi”, “Doğunun İncisi” gibi isimlerle anılan şehrimiz, kelime anlamıyla zafer anlamına gelmektedir. Eskiden Batavia olarak anılmış fakat 1946 yılında değiştirilerek günümüzdeki halini almıştır.

Bağımsızlığına Kavuşan Bir Ülke

Endonezya yıllar boyunca verimli coğrafi konumu sebebiyle çeşitli ülkelerin işgaline uğramış ve sömürgesi altında yaşamıştır. Bağımsızlığını ilan etmeden önce Hollanda’nın hâkimiyetinde bulunmuş, bağımsızlığını ilan ettikten sonra Müslüman bir ülke olarak kurulmuştur.

Ne Zaman İslam ile Tanıştı?

Endonezya’nın İslamiyet ile tanışması 13. Yy a dayanmaktadır. Müslüman tüccarların ülkeye gelmesi ile İslamiyet ülkede yayılmaya başlamıştır. Bu olay ile ilgili şu hikâye anlatılmaktadır: Kendi halinde bir tüccar vardı. Endonezya’ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, kaça sattığını sordu. Kumaşı fiyatından fazla bir miktara satmıştı eleman. Adam hemen müşteriyi buldurdu. Müşteriden helallik istedi. Müşteri ise şaşırmıştı, ne demekti helallik istemek? Sordu, anlattı adam. Çok geçmeden bu olay dilden dile dolaştı ve kralın kulağına vardı. Kral, adamı çağırttı. Sordu bu olayı. Adam da Müslüman olduğunu, İslam dininin böyle emrettiğini söyledi. Müşterinin hakkı geçtiğini bu yüzden harama girdiğini söyledi. Bu yüzden yanlışımı düzelttim, dedi. Ardından kral Müslümanlık, İslam hakkında sorular sordu. Birer birer cevapladı adam. Kral da bir süre sonra Müslüman oldu.

Günümüzde yaklaşık olarak %90 Müslüman nüfusa sahip Endonezya’nın İslamiyet ile tanışması doğru sözlü tüccarlar ile olmuştur diyebiliriz. Burada Müslüman birisinin doğru sözlü ve güvenilir olmasının gerekliliğini ve sonunda güzel bir vesileye sebep olduğunu fark etmiş olduk sevgili okurlar.

“Doğru sözlü ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizi, Buyû, 4)

Endonezya’ya Müslümanlığı Yayan Bir Kâşif = Zheng He

1371 yılında Çin’de dünyaya gelen Zeng He; Müslüman, amiral ve kâşiftir. Sık sık seferlerinin notlarını tutmuş ve ilerleyen yıllarda Ying-Yai Sheng-Yan adıyla yayımlamıştır. Ayrıca düzenli olarak yaptığı seferlerde arkadaşları ile beraber İslam’ı yaymaya çalışmıştır. Mescitler inşa etmiş ve başka sosyal hizmetlerde de bulunmuştur. Kendisi Güneydoğu Asya’da İslam’ın yayılmasında öncü kişilerden biri olarak bilinmektedir. Endonezya, Malezya gibi birçok ülkede İslamiyet’i yaymıştır.

Tarihi Bir Müze

Museum__Jakarta

Ulusal Müze; arkeoloji, etnoloji ve tarih müzesi olarak bilinmektedir. Müzede Endonezya topraklarına ve tarihine rastlayabiliriz.

Ulusal Anıt

Sukarno döneminde inşa edilen bu anıt, bağımsızlığı temsil etmektedir. Anıtın en tepesinde bir de alev bulunmakta.

Tarihi Luar Batang Camii

Cakarta’da yer alan bu cami en eski camilerden birisi olarak bilinmektedir. Ayrıca camide Al Habib Hüseyin bin Abu Bakar Al-Aydarus’un türbesi de bulunmaktadır.

İhtişamlı İstiklal Camii

İstiklal Cami, hem Endonezya’nın bağımsızlığını hem de Müslüman halkı temsil etmektedir. Cami hakkında ilginç bir bilgi ise şöyle: Cami yapım aşamasında bir yarışma yapılıyor ve yarışmanın kazananı ise bir Hristiyan olan Frederich Silaban oluyor. Cami aslında bir Hristiyan’ın eseri diyebiliriz. Caminin yapısı beş katlı ve yedi kapısı bulunmaktadır. Buradaki beş kat İslam’ın beş şartını, yedi kapı ise cennetin yedi kapısını simgelemektedir. Oldukça anlamlı bir mimariye sahip :)

Umarız böyle güzel atmosfere sahip bu şehre bir gün yolumuz düşer…

Kaynakça

  1. en.wikipedia.org/wiki/Jakarta
  2. tr.wikipedia.org/wiki/Endonezya_tarihi
  3. www.youtube.com/watch?v=esnVny8-bT0
  4. gezimanya.com/cakarta/gezilecek-yerler/cakarta-ulusal-muzesi
  5. tr.wikipedia.org/wiki/Ulusal_An%C4%B1t_(Endonezya)
  6. Endonezya Nasıl Müslüman Oldu?, youtube.com/watch?v=S7LZVqhCgLI
  7. Çinli Müslüman Amiral ve Kâşif Zheng He, youtube.com/watch?v=YRfVeeBVBB8
  8. haberler.com/guncel/endonezya-daki-tarihi-keramat-luar-batang-camisi-8553563-haberi/

Kudüs Hakkında 5 Kitap

0

Hakkında her daim konuşulan, bazen hüznün bazen umudun bazen de yeryüzünde var olmanın belirteci olmuş; Kâbe’nin kıble vekilliğini yapmış, peygamberlere namazgâh kılınmış bir şehir: Kudüs. Müslümanların elinde yeşerdiği yılları hasretle özleyen bu belde, şairin dediği gibi bir sınav kâğıdı olarak durmaktadır her müminin önünde.

Bu şehir yirminci asrın başında işgal altına girerken sessizliğini koruyan Müslümanlar, son yıllarda artan ilgileriyle bu mabetten adeta özür dilemekte, sanki hatasını telafi etmek istemektedir.

Kudüs için yapılması gereken en önemli şey; imanın bir gereği olarak görüp ona değer vermek, bunu da bir zorunluluktan ziyade onu sevdiği için yapabilmektir. İnsan ancak tanıdığına değer verip onu sevebilir, o hâlde atılacak ilk adım Kudüs’ü bilmek, onu her yönüyle tanımak ve hakkında fikir sahibi olmaktır.   

Bir konu hakkında fikir sahibi olmak için o konuyu ele alan farklı eserleri okumak her zaman en iyi yöntemlerden biridir. Biz de bu yazımızda onu daha iyi sevebilmek adına Kudüs’ü ele alan 5 kitabı inceleyeceğiz.

Sınav kâğıdı önümüzde, herkese başarılar!

1100 Soruda Kudüs

100_Soruda_Kudus-min-1

Zekeriya Kurşun- Ali İhsan Aydın

Rumuz Yayınevi, 2018

Konuyla ilgili pek malumatı olmayan okuyucular için akla gelen ilk kitaptır “100 Soruda Kudüs”. Kudüs’ün tarih sahnesine çıkışıyla başlayıp günümüze kadar gelen sürecini, yaşadığı olayları yüz temel soru başlığında ele alan eser, hemen herkesin aklına takılan suallerin ve daha fazlasının yanıtını veriyor. “Tarih içinde Kudüs”, “Osmanlı Döneminde Kudüs” ve “Osmanlı Sonrası Kudüs” şeklindeki kronolojik sırayla belirlenen ana başlıkların içinde, o dönemlerin siyasi, jeopolitik, tarihi, sosyal ve dini özellikleri ayrıntılarıyla sunuluyor.

Yalın bir dilin,  sade bir anlatımın hâkim olduğu eserde, her başlık öncesi o konuyla ilgili yazılı basından bir alıntıya, Tevrat, İncil veya Kur’an-ı Kerim’den ayetlere yer verilmesi, Kudüs’ün evrensel önemine dikkat çekiyor. Tarihi mekânların, şehrin farklı açılarının ve yazılı metinlerin fotoğrafları, anlatılanların gözde canlanması, verilen bilgilerin zihinde resmedilmesi adına sayfaların arasında karşınıza çıkıyor.

Zorluk Derecesi: 2/5

2Filistin Hakkında Yanılgılar

Filistin_Hakkinda_Yanilgilar-min-1

Ahmet Varol

Nida Yayıncılık, 2017  

Medyanın propagandası ve eğitim-öğretimde verilen hatalı tarih bilgileri sebebiyle Filistin/Kudüs davasına mesafeli yaklaşan ümmet fertlerinin bu konuda doğru bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla yazılan bu eser, Müslümanların bu meseleyi Araplara ait olarak değil, ortak bir dert olarak görmelerini istiyor.

Filistin’in haritadaki yerinden, Mescidi Aksa ve Miraç’ın Müslümanlar için önemine; Filistin halkının Osmanlıya ihanet edip etmediklerinden, Yahudilere toprak satma meselesine; bu mücadelenin bir terör olayı olup olmadığından, Filistin’de yaşananların stratejik önemine kadar çokça bilinen veya hiç bilinmeyen; sürekli söylenen veya daha önce hiç duyulmamış sorunları ele alıyor. Verilen bilgilerin rakamlarla, tarihlerle ve ünlü şahısların konuyla ilgili söylemleriyle güçlendirildiği eserde sade bir üslup kullanılması okuyuşu kolaylaştırıyor.

Bir üst okumaya geçmeden önce önyargıları kırmak, akıllarda temiz bir Kudüs davası başlangıcı yapmak için faydalı bir kitap.

Zorluk Derecesi: 3/5

3Yoldaki Mühendis

Yoldaki_Mühendis

Abdullah Galib Bergusi

Ekin Yayınları, 2018

Kudüs’ü bilmek, bu davanın aksiyon adamı olan insanları tanımayı da gerekli kılmaktadır. “Yoldaki Mühendis” de 20. yüzyılın başından beri işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki sıcak direnişin en bariz örneğini veren bir mühendis komutanın hikâyesidir. Filistinli Kassam Komutanı Abdullah Galib Bergusi, 67 kez müebbet ve 5200 yıl hapis cezasına çarptırılmış, hücre hapsindeyken küçük kızından gelen bir mektuba cevap niyetiyle direniş öyküsünü anlatan bu otobiyografiyi kaleme almıştır.  

Başarılı bir mühendis olan Bergusi, Filistin için yola çıkmadan evvel Güney Kore’de yaşayan varlıklı biriydi. Ürdün’de ikâmet eden ailesinin yanına gittiği bir seferde yakınlarının direniş mücadelesine şahit olmuş ve hayatının geri kalanını Filistin ve Kudüs davasına adamaya karar vermiştir. Zekâsı, mühendislik başarısı ve sarsılmaz iradesiyle kısa zamanda işgal güçlerine büyük zayiatlar veren intikam saldırılarının bir numaralı ismi olmuştur.

Çağdaşımız olan bu isim sadece azmi, kararlılığı ve cesareti ile değil; düşmanı tanıma, teknolojiyi kendi imkânlarıyla da olsa en üst düzeyde kullanma ve yerinde karar alma gibi özellikleriyle dikkat çekmektedir. Tek kişilik hücresinde İbranice öğrenmiş, on adet kitap yazmış, onca işkenceye rağmen vücut direncini tekrar kazanmayı başarmıştır.

Okuyucuya hem gözyaşı hem de tükenmeyen bir umudun verdiği mutluluğu vadeden bu eser, bizleri haberlerden gördüğümüz birçok olayın canlı tanığıyla tanıştırıyor.  Kudüs’ü ve son yıllarda yaşananları ilgili ağızdan dinlemek isteyenler için önemli bir kaynak.

Zorluk Derecesi: 1/5

4İsrail’in Doğuşu

Israilin_Dogusu-min-1

Alan R. Taylor

Pınar Yayınları, 2019 (4. Baskı)

Kudüs’ün işgal altında olduğu herkesçe ayan beyan bilinmektedir lakin bu işgalin nasıl gerçekleştiği, arka planda neler olduğu, kimlerin, nasıl oyunları başarıyla oynadığı her zaman perde arkasında kalmıştır. Alt başlığı “1897-1947 Siyonist Diplomasisinin Analizi” olan bu kitap işte bu perde arkasını aralıyor.

1897 yılında Basel’de yapılan I. Siyonist Kongre’de alınan kararlar nihai olarak şöyle özetleniyordu: “Siyonizmin hedefi, Yahudiler için Filistin’de kamu hukukuyla güvence altına alınmış bir vatan yaratmaktır.”  Tarihi sürece bakıldığında bu kararın elli yıl içinde gerçekleştirildiği görülmektedir.  Eser, 1947 yılında İsrail’in kuruluşuna kadar nasıl bir sürecin yürütüldüğünü; savaşlardan, sömürgecilikten nasıl faydalanıldığını ve siyonizm tarafından ne tür bir diplomatik strateji takip edildiğini anlatıyor.

Ayrıca Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesinin ilk resmi onayı niteliğindeki Balfour Deklarasyonu, siyonizmin fikir ve aksiyon öncüsü Theodor Herzl’in ölümünün ardından ortaya çıkan pratik ve politik siyonizmin gelişimleri,  ABD’nin İsrail’e olan desteği de bahsedilen konular arasında.

Eserin içeriği ve verdiği bilgilerin derinliği göz önünde bulundurulursa kapsamlı ve ayrıntılı bir siyonizm siyasi tarihini ele aldığı söylenebilir.

Zorluk Derecesi: 4/5

5Arzın Kapısı Kudüs: Mescid-i Aksa

Arzun_Kapisi-1

Talha Uğurluel

Timaş Yayınları, 2016

Kudüs, arza açılan ve Peygamber Efendimiz’in (sav) içinden geçip Allah-u Teâlâ’nın huzuruna yükseldiği kapıdır. Bu yüksek manevi değeriyle birlikte Kudüs aslında bir mekân, yeryüzüne kurulu olan bir şehirdir. Müslümanlarca fikri altyapısı oluşturulurken eş zamanlı olarak görülmesi, ruhunun hissedilmesi gereken en önemli üç mescitten biridir. Bu yönüyle okumayı somutlaştıran bir kitaba kesinlikle ihtiyaç vardır. “Arzın Kapısı Kudüs: Mescid-i Aksa” bu özelliklerde akla gelen ilk eserdir.

“Mescid-i Aksa Avlusu” ve “Kubbetüssahra Avlusu” olarak iki ana bölüme ayrılan eserin en önemli özelliği; uzun metinlerin, tanımlamaların yerine tarihe tanıklık eden eserlerin fotoğraflarla, tariflerle tanıtılmasıdır. Kudüs, Beytü’l Makdis, Mescid-i Aksa, Kubbetüssahra gibi kavramların çokça karıştırılması ve özellikle Kudüs dendiğinde sadece sarı kubbeli mescidin gözde canlanması gibi bilgi karışıklıklarının önüne geçilmesi için böyle bir eserin okunması şarttır. Kudüs yolculuğuna çıkacaklar için de çok yönlü ve doyurucu bir rehber niteliğinde olan kitabın akıcı, sade dili ve barındırdığı görsel yoğunluğu okumayı kolaylaştırmakta, Kudüs’e gidemeyenlerin eline Kudüs’ü getirmektedir.

Zorluk Derecesi: 2/5

Dünyada Osmanlı İzleri: Ürdün ve Yemen

0

Dünyada Osmanlı’nın izlerini sürdüğümüz serimizde, bu kez de Ortadoğu’dan Ürdün ve Yemen’e dair izleri sizinle paylaşmaya çalışacağız.

Ürdün ve Yemen Arap yarımadasının iki farklı ucunda yer alan ancak farklı dönemlerde Osmanlı hakimiyetine girerek benzer mimari, kültür ve medeniyet imgelerini şehirlerinde barındıran iki coğrafya aslında. Biz de bu yazıda bu iki coğrafyaya yönelik önemli gördüğümüz bazı bilgileri bir araya getirdik. İlk olarak yarımadanın daha güneyinde bulunan, bize daha yakın olan Ürdün’den başlayabiliriz.

ÜRDÜN

Adını Ürdün nehrinden alan ve “nehrin iki yakası, nehrin batısında ve doğusunda kalan yerler” anlamında Şeria adıyla da bilinen Ürdün (TDV İslam Ansiklopedisi, 2012); yalnızca Osmanlı değil birçok medeniyetin izlerini içinde bulunduran, farklı dönemlere dair katmanları barındıran bir coğrafya olarak karşımıza çıkıyor. Bizans, Abbasi, Emevi, Osmanlı ve 1918 yılı sonunda Ürdün, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinden çıkıp İngiliz manda yönetimine giren Ürdün her dönemden izler taşımakta. Biz ise bunlardan Osmanlı döneminden kalan izleri, kültür ve medeniyet mirasını değerlendireceğiz.

Ürdün’de ülkenin başkenti olan Amman şehri ve bu şehrin yakınlarında bulunan Salt şehri Osmanlı’nın izlerinin en fazla okunabildiği bölgeler. Özellikle Hicaz demiryolunun Amman istasyonu ve Salt şehrindeki Türk şehitliği hem bu şehirlerin önemli simgeleri hem de Osmanlı’ya ve o döneme dair bize birçok şey anlatan iki önemli alan. Bunun yanında Tebük İstasyonu ve Fudayn Kalesi de bu kapsamda değerlendirilmesi gereken yerlerden.

Amman Şehri ve Tren İstasyonu

Başkent Amman, ülkenin kuzeyinde, nüfusunun büyük bir kısmını İsrail işgali ile bu bölgeye gelen Filistinlilerin oluşturduğu bir şehirdir (Aljazeera Türk, 2016). Beyaz renkli yerel taşlarla kaplı binaları ile göze çarpan, bu özelliği ile “beyaz şehir” olarak da adlandırılan Amman şehri, 1516’da Osmanlı sınırlarına dahil edilmiş (Bloomberg HT, tarih yok) ve bu tarihten itibaren Osmanlı şehirde hem mimari, hem kültür medeniyet anlamında kalıcı izler bırakmaya başlamıştır. Özellikle Osmanlının son döneminde Hicaz demiryolu ile şehrin önemi artmıştır. Dilerseniz önce şehir için son derece önemli olan bu II. Abdülhamit’in “benim eski rüyam” olarak adlandırdığı demiryolundan bahsedelim kısaca. Hicaz Demiryolu, Osmanlının zorlu dönemlerinden biri olan 20.yyın başlarında II. Abdülhamit tarafından hac yolculuğunu kolaylaştırmak amacıyla inşa ettirilmiştir  (TİKA, 2016). İstanbul’dan Şam buradan Medine’ye uzanan demiryolunun ana istasyonlarından biri de Amman istasyonudur. Amman Tren istasyonu, bakımsızlık nedeniyle hasar görmüş 3 tarihi istasyon binasından oluşmaktadır. Bu binaların restorasyon süreci başlamıştır. TİKA, istasyonda hem bu eski binaları restore etmek hem de hicaz demiryolunun ve buradaki Osmanlı izlerinin önemini vurgulamak amaçlı bir müze inşa etmek üzere bir proje hayata geçirmiştir (TİKA, 2016).

Amman’a dair Osmanlı eserlerinin bir kısmı ya günümüze ulaşmamış ya da hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak Amman Tren İstasyonu’nun yanı sıra, şehirde Amman Fetih Camii, Osmanlı çeşmeleri, köprüler gibi mimari yapıların bulunduğu bilinmektedir (Anonim).

Fudayn Kalesi

Fudayn Kalesi ise Amman’ın 70 km uzağında yer alan Mafrak ilinde bulunan bir Osmanlı yapısı. Kaleye; Mafrak bölgesinin daha önceki ismi olan “inşa edilmiş saray” ya da “müstahkem kale” anlamlarına gelen “Fudayn” adı verilmiş (Anadolu Ajansı, 2021). Kale, 1517’de Yavuz Sultan Selim hükümdarlığında hem bölgenin hem de bu bölgeden geçen hacı kafilelerinin güvenliğinin sağlanması için inşa ettirilmiştir  (Anadolu Ajansı, 2021). Kalenin hacılara su, erzak ve tedavi için gerekli malzemelerin sağlandığı bir durak olarak kullanılması; Osmanlının tebaasına hayatı kolaylaştırmak, seyyahlara yardımcı olmak için incelikle düşünülerek inşa ettiği yapılardan biri olduğunu gösteriyor.

Salt Şehri

Salt Şehri de başkent Amman’ın batısında yer alan ve Osmanlı döneminde bölgenin merkezi olarak kullanılması nedeniyle birçok Osmanlı eserinin görülebildiği bir şehir. Bölgenin rakımı en yüksek alanı olmasıyla askeri merkez olarak da kullanılan şehir en çok gelişmeyi Osmanlı döneminde göstermiştir. Duraklama ve yıkılma döneminde bile Osmanlı şehri imar etmeye devam etmiş, belediye hizmetlerini getirmiş, ilim merkezleri kurmuş, dini yapılar inşa etmiştir.

Salt şehri, Osmanlı döneminde bir merkez niteliğine kavuşmuş, birçok kültüre ev sahipliği yapmış, bu nedenle 27 Haziran’da UNESCO tarafından “hoşgörü ve misafirperverlik şehri” olarak Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır (NTV, 2021).

Camiler, iç ve dış mimarisi Osmanlı sanatları ile süslenmiş yüksek pencereli evler ve çarşılarla şehirde 250’den fazla Osmanlı eseri bulunduğu belirtilmektedir (Anadolu Ajansı, 2014). Bunlardan biri günümüzde kafe olarak kullanılan İskandarani’dir. İskandarani, 180 yıldır Osmanlı’dan kalan bir yapı olarak varlığını sürdürmektedir. Yapıda, kemer sistemi ya da Osmanlı düğümü motifi gibi mimari ögelerle Osmanlı’nın izlerini göstermekte ve içerisinde bir mağara bulundurmaktadır. Yapı günümüze kadar çeşitli işlevlerde kullanılmış, şu anda ise turistlerin ve yerel halkın sıkça ziyaret ettiği bir kafe olarak kullanılmaktadır.

Şehirde Salt Camii Sagir, Salt Ebu Camir Evi, Salt Eski Çarşısı, Hükümet Binası ve Salt Osmanlı İdadi veya Rüşdiye Okulu, Salt Türk Şehitliği gibi birçok Osmanlı izi olduğu bilinmektedir  (Anonim).. Bunlardan en önemli olan ve hakkında en çok bilgiye ulaşılabilen Salt Türk Şehitliği’dir.

Salt Türk Şehitliği

Salt Türk Şehitliği, I. Dünya Savaşı’nda İngilizler tarafından işgal altında olan şehri savunurken şehit düşen Türk askerleri’nin hatırasını taşıması ve şehir hafızasını oluşturması bakımından Ürdün’de önem taşıyan bir mekan. Şehitlikte, “24-26 Mart 1918’de İngilizlere karşı kahramanca savaşarak şehit olan 4. Ordu 48. Tümen ile 143, 145 ve 191. Piyade Alaylarına mensup yaklaşık 300 Türk askerinin toplu mezarı” bulunmaktadır (Anadolu Ajansı, 2017).

Şehitliğe getirilen naaşlar savaştan yıllar sonra bir mağarada bulunuyor, bu olayın anısına mağarada temsili bir kabir bulunuyor ve şehitlikte 24 saat Kur’an-ı Kerim okunuyor.

YEMEN

Ürdün’deki Osmanlı eserlerinden bahsettikten sonra, yönümüzü daha güneye çevirip Arap yarımadasında en güneyde bulunan Yemeni değerlendirecek olursak, ülkede Ürdün gibi birçok Osmanlı izi ile karşılaşılabildiği görülmektedir.

Osmanlı hakimiyetine girene dek çeşitli Arap kabilelerinin yönetiminde olan Yemen vilayeti, 1538-1636 ve 1872-1918 yılları arasında olmak iki ayrı dönemde Osmanlı idaresinde yönetilmiştir. Hakkında bilgileri sınırlı olsa da her iki dönemde de Osmanlı, Yemen vilayetine camiler, hamamlar, evler ve kışlalar gibi birçok mimari eser, kültür ve medeniyet mirası bırakmıştır (Günel & Dişli, 2010). Bunlar arasında en çok bilgiye ulaşılabilen ve bizim de bu yazıda değerlendireceğimiz eserler Yemen’in başkenti olan San’a Şehri; San’a ’da bulunan Cami-ül Kebir ve Bekiriye Camii’dir.

San’a Şehri

Ürdün’de Osmanlı izlerini en iyi şekilde sürebildiğimiz San’a şehri, özellikle 19.yyda Osmanlı tarafından yoğun olarak imar edilmiştir. Şehirde birçok savunma amaçlı yapılar, büyük kubbeli camiler, çeşme ve hamamlar inşa ettirilmiştir. Osmanlı’nın şehre kazandırdığı ilk yapı ise yazının devamında bahsedeceğimiz Bekiriye Camii’dir  (Barlak, 2015).

Günümüzde San’a eski şehir merkezinin bulunduğu bölge olan Eski San’a ve onun çevresinde daha yeni gelişen alanlardan oluşmaktadır. Eski San’a kısmında günümüze ulaşan dokuz adet Osmanlı eseri bulunduğu ifade edilmektedir. Eski San’a’nın hemen girişinde bulunan çeşme bunlardan bir tanesidir. Çeşme, şehrin vali vekili Abdullah Paşa tarafından, son dönem Osmanlı üslubunu yansıtan şekilde renkli taşlar ile inşa edilmiştir. Bunun yanında Mayden Hamamı, Yedinci Ordu için yapılan kışla da bu kısımda yer alan eserlerdir (Barlak, 2015). Osmanlı araştırmacısı Ali Carullah Ez-Ze’b’e göre Osmanlı, en zor zamanlarında bile Yemen’i ihmal etmemiş, ülkenin dört bir köşesine okul, cami, yol, köprü ve atölyeler, hatta fabrikalar yaptırmıştır (Deniz Feneri, 2018). Tüm bunların yanı sıra San’a’da konut mimarisi dikkat çekmektedir. Osmanlı dönemindeki üsluptan oldukça etkilenen konut mimarisi şehre ahşap malzemeyi, cumbayı, rengarenk vitrayları, geniş pencereleri kazandırmıştır. Bu etkileniş dünyaca ünlü San’a evlerini meydana getirmiş ve şehrin UNESCO Dünya Miras Listesine girmesini sağlamıştır  (Günel & Dişli, 2010).

Şehirde büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde yapılmış olan camiler, mezhep farklılığına göre kullanım yönünden ayrışmaktadır. Şehirde yaşayan hanefi olan Türkler, namaz için daha çok Bekiriye Camii’de bulunurken diğer mezheplerden olan halk farklı camileri tercih etmektedir  (Barlak, 2015).

San’a’ya dair genel bir bilgilendirmeden sonra bu önemli şehirde yer alan iki önemli esere geçebiliriz.

Bekîriyye Camii

Yemen’deki en önemli ve en ünlü eserlerden biri olan Bekîriyye Camii, Yemen Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından, burada ölen çok sevdiği kölesi Bekir adına 1597 yılında inşa ettirilmiştir. Cami aynı zamanda daha önce çeşitli Arap kabilelerinin yönetiminde çeşitli karışıklıkların hakim olduğu Yemende ve San’a kazasında ihtişamlı görünümüyle, Osmanlı hakimiyetinin başladığını, devletin gücünü ve otoritesini göstermektedir (Türkiye Diyanet Vakfı, 2022).

Caminin mimari özelliklerine baktığımızda ise, işlevsel ve mimari özelliklerini koruduğu ve günümüzde ibadete açık, klasik bir Osmanlı camisi olduğu anlaşılmaktadır. Bekîriyye Camii, “avlulu mekânsal düzenlemesi, üç kubbeli son cemaat yeri ve merkezi kubbeli ana ibadet mekanı ile Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtmaktadır”. Avlunun doğusundaki tuğla malzemeyle yapılmış minare ve cemaat kubbeleri süslemeleri ile, yerel ve Osmanlı sentezini göstermektedir (Günel & Dişli, 2011).

Tüm Osmanlı mimari özelliklerini görebildiğimiz ve şehrin sosyal yaşamında önemli bir yer tutan cami en büyük ölçekli restorasyona 1872 yılında maruz kalmış, mihrabın tamiri ise mihrapta yazılı olduğu gibi 1880 yılında Gazi Abdülhamid Han-ı Sani tarafından yaptırılmıştır. Bekîriyye Camii’nin, günümüzde de bakım onarım çalışmaları devam ettirilmektedir  (Günel & Dişli, 2011).

Cami’ül Kebir

Cami’ül Kebir ise bir Osmanlı eseri olmasa da Osmanlı döneminde yoğun olarak kullanıldığı için yazıya dahil ettiğimiz bir cami. Yemen’in en ünlü camisi olan Cami’ül Kebir, tarihinin çok eskiye dayanması nedeniyle İslam’ın üçüncü camisi olarak adlandırılıyor (Anadolu Ajansı, 2013). Cami’ül Kebir, etrafında kitapçılar, halıcılar, kuyumcular gibi dükkanların sıralandığı mahallerin yer aldığı çarşı merkezinde bulunan dar bir sokakta konumlanmaktadır  (Günel & Dişli, 2010). Yemen Salnamesine göre Abbasiler döneminde hicri 265 tarihinde inşa edilmiş olan cami, dikdörtgen plana, içerisinde görsel bir derinlik yaratan 180 adet kemerli taş sütuna, sedef kakmalı ahşap bir tavana ve geniş bir avluya sahiptir. Cami, çevresindeki yapılar ve avlusu bütünüyle, Beytül Haram’a benzetilmektedir  (Barlak, 2015).

Kaynaklar:

  • Aljazeera Türk. (2016). Aljazeera Türk. Aljazeera Türk
  • Anadolu Ajansı. (2013, 11 26).
  • Anadolu Ajansı. (2014, 03 25). Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/urdunde-osmanli-sehri-salt/172142#
  • Anadolu Ajansı. (2017, 02 21).
  • Anadolu Ajansı. (2021, 05 03).
  • Anonim. (tarih yok). Ürdün’de Osmanlı İzleri.
  • Barlak, Y. (2015). Yemen’de Bir Osmanlı-Arap Şehri: San’a. İstem, 333-354.
  • Bloomberg HT. (tarih yok). Bloomberg HT.
  • Deniz Feneri. (2018). Deniz Feneri.
  • Günel, G., & Dişli, G. (2010). Yemen’de Türk İzleri. Vakıflar Dergisi, 201-213.
  • Günel, G., & Dişli, G. (2011). Yemen’de Bir Osmanlı Eseri: Bekiriye Camii. Vakıflar Dergisi(36), 155-170.
  • NTV. (2021, 12 23)
  • TDV İslam Ansiklopedisi. (2012). TDV İslam Ansiklopedisi
  • TİKA. (2016). Ürdün’de Osmanlı İzleri
  • Türkiye Diyanet Vakfı. (2022). TDV İslam Ansiklopedisi. TDV İslam Ansiklopedisi

Sosyal Medya Hesaplarımız

1,766BeğenenlerBeğen
14,128TakipçilerTakip Et
2,060TakipçilerTakip Et
520AboneAbone Ol

En Çok Okunanlar