Turistlerin İslam Algıları Üzerine: Merve Koca İle Röportaj

TÜİK’in yayınladığı istatistiklere göre son 10 yılda Türkiye’ye 300 milyondan fazla turist gelmiş. Bunların büyük bir kısmının uğrak yeri ise İstanbul. Peki İstanbul denince akla ne geliyor? Kültür, sanat, tarih, mimari… Özetle  İstanbul başlı başına bir medeniyet desek yanılmış sayılmayız. Bu nadide şehri yani İstanbul’u gezip görmek, tanımak ve anlamak isteyen turistlerin vazgeçilmez mekanlarından biri ise elbette camiler. Meşhur camilerin etrafında birkaç dakika tur atmanız halinde bile kolaylıkla bu olguyu gözlemleyebilirsiniz.

Tabi bir de kolaylıkla gözlemleyemediklerimiz var. “Bu turistler Türkiye‘ye dair nasıl bir algıya sahipler? İslam dinini nasıl görüyorlar? Neyi ne kadar biliyorlar? Burada geçirdikleri kısa süreçte onların bize dair algılarını değiştirmemiz mümkün mü? İslam’ı anlatmanın en etkili yolu nedir?” gibi sorular. İşte tüm bu sorular etrafında yaklaşık 10 yıldır Amerika’da ve Türkiye’de gayrimüslimlere İslam’ı anlatmaya çalışan Merve Koca ile bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifle okumanız temennisiyle.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1985 Çanakkale doğumluyum. Amerika’da Sosyoloji, İstanbul’da İlahiyat okudum. İngilizce okutmanlığı yapıyor ve GSÜ’de Karşılaştırmalı Dilbilim eğitimine devam ediyorum. Gönüllü olarak Süleymaniye’de yabancı ziyaretçilerin sorularını cevaplıyorum.

Uzun süredir turistlere İslamı anlatıyorsunuz, hatta bu konuda yazdığınız bir yüksek lisans tezi de bulunmakta. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Turistler buraya gelmeden önce nasıl bir imaja sahip Türkiye hakkında?

Türkiye hakkında görüşleri ve beklentileri daha önce burada bulunmuş tanıdıklarının yorumlarına, izledikleri dizilere, gördükleri fotoğraflara vb. göre şekilleniyor. Tavsiye üzerine gelmişlerse zengin bir kültür, doğu-batı sentezinin oluşturduğu renkli bir ülke olduğunu düşünüyorlar. Bazıları ise aksi yönde telkinlere maruz kaldıkları halde kendi fikirlerini edinmek için bizzat gelmeyi seçmişler. Hiçbir ön bilgisi olmaksızın tamamen kişisel merak ve gezgin ruhuyla, macera arayışıyla gelen de çok kişi var. Genel olarak daha kaotik bir ortam ve az gelişmişlik bekliyorlar.

Bir de büyük Müslüman nüfusundan dolayı Türkiye’yi “İslam ülkesi” olarak görenler var. Bütün kadınların başlarını örttüğünü zannediyorlar. Bu durum özellikle kadınlar arasında tedirginlikle beraber merak uyandırıyor.

Peki ya İslam? Medyada oluşturulan algı onların İslam algısını nasıl etkiliyor?

Çoğunlukla İslam’la ilgili hiç denebilecek kadar az bilgiye sahip olduklarını söyleyebiliriz. Eğer bizzat tanıdıkları bir Müslüman yoksa -genellikle olmuyor- medya tüm İslam dini hakkında en temel bilgi kaynağını oluşturuyor. Bu da genelde terörle özdeşleşen olumsuz, ya da çölle, eskiyle özdeşleşen egzotik bir din izlenimi oluşturuyor. İslam ve dolayısıyla “Müslüman yoğunluklu ülke” algısı çok olumsuz olan zaten gelmiyor ülkeye. Gelenler ise ya bu izlenimin doğruluğunu teyit etmek istemiş ya da medyadan daha az etkilenmiş olanlar.

Birçok yeri ziyaret ediyorlar bunlardan birisi de camiler. Neden turistler camiye geliyor? Bir anlamda müze ziyaretleri gibi amaç sadece gezip görmek mi yoksa başka şeyler de mevcut mu?

Kendi ülkesinde cami olsa bile orada gitmeyenler Türkiye’de camiye gelebiliyor. Bunda elbette turistik ve mimari sebeplerin etkisi var. Ama birçoğu için bundan öte, dinin kültürel yansımalarını görmek için de camiler ideal mekânlar. İbadet eden insanları bizzat gözlemlemek ve manevi havayı tatmak istediklerini söylüyorlar.

Yaptıkları ziyaretler sonrası İslama dair algılarında ne gibi değişiklikler oluyor?

Farklı bir ülkeden gelmiş ziyaretçi zaten iyi bir gözlemci oluyor. Zaten bunun için gelmiş. Dolayısıyla algıları da gördükleri sonucunda olumlu ya da olumsuz yönde evriliyor. Burada karşılaştıkları herkes bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir mesaj veriyor aslında. Bu mesaj da Türkiye’yi bütün olarak bir Müslüman toplumu olarak gördükleri için, hem ülkeye hem de İslam’a mâl ediliyor. Üstelik yıllarca hatırlanıyor, fotoğraflarla, sosyal medya paylaşımlarıyla çok daha fazla kişiye ulaşıyor.

Örneğin bir arkadaş grubu geldikleri ilk gün restoranda faturanın menüde yazandan fazla geldiğini, sonrasında da restoran çalışanlarıyla tartışma yaşadıklarını anlatmışlardı. Bu şoku sonradan yaşadıkları pek çok olumlu olayla anca atlatabilmişler. 2-3 gün kalıp dönseydik fikrimiz çok olumsuzdu dediler. Yine daha havaalanından otele gelişte taksi şoförlerinin sigara içmesi ya da kaba davranışları ülke ve yaşanan (ya da aslında yaşanmayan) din hakkında olumsuz kanaat oluşmasına sebep oluyor.

Öte yandan, birkaç hafta süren bir etkinlikte beraber rol aldıkları ve çok sevdikleri bir Türk kızından bahsedenler olmuştu. Bu kızın “başörtülü” olduğunu özellikle vurguladılar. Dini bir konu konuşmasalar bile kişiliğiyle o kişi mensup olduğu dine dair olumlu bir izlenim oluşturmuş. Aynı şekilde ikramlar ve misafirperverlik de akıllarda kalıyor. Ayrıca İstanbul’daki toplu taşıma sisteminin işlevselliği, kültürün yaşatılması ve ülkeyi beklediklerinin üzerinde güvenli, gelişmiş, yeşil ve temiz bulmaları olumsuz fikirlerin olumluya dönmesini sağlıyor.

Bu algının olumlu veya olumsuz yönde değişmesinde Türk insanının, caminin veya cami gönüllülerinin payı nedir?

Cami, İslam’la ilgili en doğrudan mesaj verilen yer. Dışarıda karşılaştığı bir insandan gördüğü kötülüğü doğrudan İslam’a mâl etmeyebilir de ama camide direkt İslam’a mal olacak. Olumlu bir izlenim bırakmak için en güzel yer ve fırsat bu. Zaten camilerin manevi atmosferi yerli yabancı tüm ziyaretçileri sarıyor. Bu kalbi duygulara sorularına cevap olacak bilgiler eşlik ettiğinde İslam’a dair ön yargılarının yanlış olduğunu anlıyorlar.

En sık gelen sorulardan bir örnek vereyim ki bu en yaygın ön yargı konusu da aynı zamanda: Kadınların caminin arka kısmında namaz kılması. Camide bu uygulamayı görünce hemen zihinlerinde “İslam’da kadınların ikinci planda olması” çağrışım yapıyor. Hâlbuki bir cümleyle “üst katın da kadınlara ait olduğu; ama üst katta namaz kılmak nasıl onları erkeklerden üstün yapmıyorsa arkada kılmaları da ikinci planda oldukları demek değil” demek, ayrıca farklı camilerde aynı hizada sağlı-sollu da namaz kılınabilir olduğunu söylemek olayı çözüyor. Çoğu zaman bu kadar basit.

Bir de cami gönüllülerinin kurdukları samimi birebir iletişim, karşılıksız hizmet (özellikle Kuran meali hediye edip ücret almayışımız) ve bazen saatler süren soru-cevap, ziyaretlerine ekstra anlam katan unutulmaz bir deneyim oluyor. Kendi ülkelerinde belki hiç göremeyecekleri, görseler bile belki korkacakları, çekinecekleri bir insanla, bir Müslümanla sohbet etmek onları dine yakınlaştırıyor. Türkiye’deki “en güzel vakitlerini camide geçirdiklerini” söyleyen yüzlerce kişi duymuşumdur ve hiçbiri de bunu söylemek zorunda değildi.

Dediklerinizden çıkardığım şey şu: İnsanlar gelmeden önce birtakım olumsuz kanaatlere sahip olsa da bunu ortadan kaldırmak ve olumluya çevirmek mümkün. Bu konuda bizlere düşen nedir? Okuyucularımıza bu konuda ne tavsiye edersiniz?

Önce hayatın her alanında bir “temsil” sorumluluğu. Bunu yapmak aslında dini bir vecibe ve yabancı dil bilmeyi de gerektirmiyor. Özellikle kadınlar için, “inancıyla barışık, başörtüsü ile tebessüm eden bir Müslüman kadın” görmek, başlı başına medyanın pompaladığı tüm olumsuz imajları yıkıyor. Bilgi edinerek ve Allah’tan yardım dileyerek, İslamofobiyi içselleştirmiş ezik Müslüman duruşundan, İslam’ı gurur duyduğumuz bir seçimimiz olarak hissedip yaşamaya geçmeye çalışmalıyız.

Sonrasında ise, aslında karşılaştığımız çoğu kişinin İslam’dan nefret etmediğini, sadece hiçbir bilgilerinin olmadığını hatırlamak gerek. Bu onların suçu değil. Hatta çoğu İslam’a büyük bir merak ve ilgi duyuyor. Onlara bildirme sorumluluğu da bize düşüyor. İşte bu, peygamberlerin başlıca sünneti olan tebliğ demek. Bu da kendi şartlarımıza göre her ortamda, her fırsatta “en güzel şekilde anlatmak”. Böylece bilgisizce nefret edenlere bile İslam’ın güzelliklerini duyurabiliriz. Elbette hidayet Allah’tan.

Diğer Güzel Haberler

Hollanda’da bir grup gönüllü, Çin’in, Sincan Uygur özerk bölgesindeki insan hakları ihlallerini dünyaya duyurmak ve 10 aydır Amsterdam’da tek başına gösteri yapan Uygur Türkü Abdurehim Gheni’ye destek olmak için artık Hollanda ile özdeşleşmiş bir yol seçtiler ve 80 kilometrelik bir bisiklet turu düzenlediler. Okumak İçin Tıklayın

Hidayetin kime, nasıl ve nerede geleceği hiç belli olmuyor. Hollanda’da İslam’ı yasaklamak gibi önerilerde bulunan Joram van Klaveren, İslam karşıtı bir kitap yazmaya karar verdi. Bu dönemde yaptığı araştırmalar vesilesiyle İslam ile şereflendi. Okumak İçin Tıklayın

Hikayesi, çaba ve gayretiyle Müslüman olan ve olmayan birçok kişiye ilham oldu. Öyle ki ateist bir yazar bile “Senin hikayeni okuduktan sonra umuyorum ki Tanrı vardır ve seni ödüllendirir.” demekten kendini alamadı. Okumak İçin Tıklayın

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz