Türkiye’nin Camileri: 31 Hatay

182

Hatay, hoşgörü kültürü denince herkesin aklına gelen, tarih boyunca inançların buluşma noktası olmuş o güzel şehir! Hatay, Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinden biri. Araştırmacılar, eldeki bilgilere göre yörenin iskân tarihinin M.Ö. yüzbinli yıllara rastlayan orta paleolitik döneme kadar uzandığını, hatta bunun 2.5 milyon yıl öncesine kadar uzanabileceğini söylüyorlar. Tarihin başından beri şahitlik görevini üstlenen bu güzel şehrin camilerinden beş tanesini sizlerle paylaşmak isteriz. Buyurun okumaya:

1Habib-i Neccar Camii

Anadolu’nun ilk camisi olması hasebiyle tüm Türkiye’nin gönlünde ayrı bir yeri olan Habib-i Neccar Camii’nin 638 yılında inşa edildiği düşünülüyor. Bu camiyi özel kılan en önemli nokta ise Yasin Suresi’nde “O şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi.” şeklinde bahsedilen kimsenin Habib-i Neccar olduğu inanışıdır. Halk arasında ufak değişikliklerle dolaşan bu hikayeyi aşağıya alıntılıyoruz:

“Habib-i Neccar geçimini marangozlukla sağlayan bir Antakyalıdır. (Neccar, Arapça’da marangoz demek) Cüzzamlı bir oğlu olduğu için yaşamını dağdaki bir mağarada sürdürmektedir. Hz. İsa, iki havarisini (Yahya ve Yunus) Antakya’ya gönderir, dağları aşıp şehre giren elçiler ilkin Habib-i Neccar’a rastlarlar.

Habib-i Neccar şehre yabancı olan bu iki elçiyi görür ve kim olduklarını sorar. Onlar da Hz. İsa’nın elçileri olduklarını söylerler. Habib-i Neccar iki elçiden kendilerini peygamberin yolladığına dair bir delil ister. Onlar da derler ki: “Allah’ın izniyle biz hastalıklara şifa veririz.” Cüzzamlı oğlu, onların elinden şifa bulunca Habib-i Neccar şeksiz şüphesiz iman eder elçilerin dinine. Sonra elçiler şehre inip halkı dine davet ederler; fakat çabaları sonuçsuz kalır. Hastalıklara şifa verdikleri duyulup halkın onların etrafında toplandığını haber alan şehrin hükümdarı bu elçileri sorgusuz sualsiz zindana attırır.

Onları bir peygamber gönderdiyse ellerinde delil olmalıydı…

Uzun süre kendilerinden haber gelmeyince üçüncü elçi (Şem-un Sefa) Antakya’ya gönderilir. (Yasîn Suresi’nin 14. ayetinde geçen olayın bu olduğuna inanılıyor.) Kimliğini açığa vermeden kralın sarayına girer Şem-un Sefa; amacı, kendisinden önce gönderilen iki elçiyi kurtarmaktır. Aradan zaman geçer ve kralın güvenini kazanır Şem-un Sefa. Krala kendisinden önce şehre gelerek hastalara şifa verdiklerini söyleyen elçileri imtihana tâbi tutmayı teklif eder. Kral, kabul eder ve elçileri çağırtır. Arkadaş oldukları halde birbirlerini tanımamazlıktan gelir elçiler. Oyunun bir parçasıdır bu. Şem-un Sefa arkadaşlarına: “Nereden gelip nereye gidersiniz, sizi kim gönderdi?” diye sorar. Elçiler kendilerini İsa Peygamberin gönderdiğini, hak olan tevhid dinini davete geldiklerini söylerler.

Bunun üzerine Şem-un Sefa “madem sizi bir peygamber gönderdi, elinizde bir delil olmalı” der. Hastalıklara şifa veren elçiler ölüleri de diriltebildiklerini söylerler. Sarayda henüz yeni vefat eden birini elçilerin huzuruna getirirler ve diriltmelerini isterler; onlar da Allah’ın izniyle diriltirler. Dirilen kişi, “Ey Antakya halkı, siz de öldükten sonra benim gördüğüm azabı görmek istemiyorsanız beni kurtaran bu üç kişiye uyun” der ve bu esnada Şem-un Sefa’nın da kim olduğu ortaya çıkar. Kral şaşkındır, sorar: “Şem-un Sefa, sen de mi onlardansın?” Bozuntuya vermez Şem-un Sefa, krala dönüp, “Kralım, bu elçiler olağanüstü bir hâl gösterdi. Putlarına söyle, onlar da marifetlerini göstersinler” der. Tabi kral bilir putlarının böyle hünerlerinin olmadığını… Yemeyen, içmeyen, konuşmayan putlar ne yapabilir ki?

Bir adam gelir şehre koşarak!

Kralın bu olaydan sonra iman ettiği bilinir, rivayetler bu yöndedir. Fakat halkı, davete icabet etmez, aksine inkâr yoluna giderler. Büyü yapmakla suçlarlar elçileri. Atalarının dininden vazgeçmeyen halk, elçileri taşa tutar. Bunu duyan Habib-i Neccar gelir şehre koşarak ve der: “Ey kavmim, sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yola ermiş olanlardandır.” (Bu olayın Yasîn Suresi 20-22. ayetlerde geçen olay olduğuna inanılır.) Halk, elçilerin getirdiği dine inandığı, atalarının dinine ihanet ettiği gerekçesiyle Habib-i Neccar’ı da taşlayarak şehit eder.” [1]

2Antakya Ulu Camii

Ülkemizin birçok şehri gibi Hatay da bir ulu camiye ev sahipliği yapmaktadır. Hatay’ın Ulu Camii, 16. yüzyılda yapılmış olup, Selçuklu tarzını yansıtır. Antakya camilerinin en büyüğü Ulu Camii’dir. Asi kenarındaki bu caminin içi, diğer tüm Türk camilerinde olduğu gibi çok sadedir. İçi kıymetli halılar ile kaplı caminin duvarlarında altın harflerle yazılmış ayetler vardır. Bu caminin Memlûk dönemi eseri olduğu, Osmanlı döneminde birkaç defa onarım gördüğü sanılmaktadır.

3Şeyh Ali Camii

Caminin Memlûklular döneminde 15. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Düzgün kesme taş kullanılmış, sade bir yapıdır. 6 odalı medresesi vardır. Avlusu taş döşelidir. Şeyh Ahmet Kuseyri ailesi ile ilgili ve Halveti tarikatının merkezi olan caminin güneybatı köşesindeki türbe kapatılarak iptal edilmiş, sadece kitabesi bırakılmıştır.

4Yeni Camii

16. yüzyıl ya da daha önceden kalma bir camidir. Harim kapı kemerindeki süslemeler ve iki renkli taş işçiliği dikkati çeker. Cami pek çok kez onarım görmüştür.

5Nakip Camii

Nakip Camii’nin 16. yüzyıl başlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. 1872 depreminden etkilenerek onarılmıştır. Cami, içerisinde Antakya’nın ilk kütüphanesini de barındırır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz