Türkiye’nin Camileri: 38 Kayseri

İç Anadolu bölgesinden şarküteri ürünleri ve mantısıyla tanıdığımız bu ilin camilerini sizler için derledik. Türkiye'nin Camileri serimizde Kayserideyiz!

201

Eski adı “İmparator Şehri” anlamına gelen Kaisareia olan Kayseri; 5000 yılı aşkın tarihi ve başrolünü üstlendiği milyonlarca hikayesiyle, Türkiye’nin en çok ziyaret çeken rotaları arasındadır. Tarihi İpek Yolu’nun geçtiği şehir; Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının başkenti olmuş, bu özelliğiyle de medeniyet mirası niteliği kazanmıştır.

İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan ve Erciyes’in eteklerinde kurulan şehir hem kültür hem de doğa turizminin merkezlerinden biridir. Tarihi boyunca sayısız kültüre ev sahipliği yapan ve bu sentezden doğan zenginliğiyle hayran bırakan Kayseri’ye ve Kayseri’nin güzide camilerine gelin hep beraber yakından bakalım.

1Camii Kebir

Her şehrin bir Ulu Camisi, her şehrin bir Camii Kebir’i vardır. Normalde Arap dünyasında şehirlerin ana Cuma camilerine Camii Kebir denir. “Kebir” büyük anlamındadır, biz bunu Türkçeleştirip Ulu Camii demişiz. Ülkemizde Diyarbakır Ulu Camii’nden, Bursa Ulu Camii’ne birçok ulu camii mevcuttur. Ancak Kayseri Ulu Camii’ni diğerlerinden ayıran en önemli özellik Kayserililerin bu camiye halen en eski ismi ile Camii Kebir demeye devam etmeleridir.

Kayseri Camii Kebir’i, kayserinin en eski eserlerinden birisi. Banileri Danişmentlilerdir. H.530/M.1135 tarihinde, Danişmentli hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılmıştır. Camii Kebir Mahallesi’nde, kapalıçarşının hemen yanında yer alan ve Kayseri’nin en yüksek minaresine sahip olan bu eserin, 1960’lı yıllara kadar kalıntıları mevcut olan medresesi ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. İçerisinde kullanılan Roma ve Bizans mimarilerine ait sütunlardan dolayı eski bir kiliseden veya saraydan dönüştürüldüğü düşünülmekle beraber mimari planı ve sivri kemer uygulamaları ile İslam mimarisine özgü bir eserdir. İçeride kullanılan sütun gibi mimari elemanların kullanımı da ülkemizde birçok camide görülebilmektedir.

Büyük Selçukluların Asya’daki tuğla mimarisi geleneğine uygun olarak yapılan minaresi Kayseri’nin en eski ve en yüksek minaresidir. Taştan dört köşe kaidesi olan minare, şerefeye kadar tamamen tuğladan örülmüştür. 47 metre yükseklikteki minarenin şerefesinin altında çini üzerine kûfi yazıyla yazılmış bir kuşak mevcuttur. Şerefenin altında çini üzerine nefis bir Kufi yazı ile yazılmış ayet-i kerimenin günümüze kadar hala okunamamış olması ilginçtir. Caminin banisi Melik Mehmet Gazi’nin kabri ise avlu içindeki türbede bulunmaktadır.

2Kurşunlu Camii

Tarihimizin eşsiz mimarı Mimar Sinan, memleketi Kayseri’ye 2 önemli eser bırakmıştır. Bunlardan birisi Kurşunlu Camii’dir. Caminin Kayserili olan Mimar Sinan tarafından inşa edilmesi de yapıya farklı bir anlam katmaktadır.

Kurşunlu Camii, klasik dönem Osmanlı mimarisinin Kayseri’deki özgün eserlerinden biridir. 16. yüzyıl mimari karakterini taşıyan tek kubbeli, tek minareli, son cemaat mahalli çift revaklı bir camidir. Kubbesinin kurşunla kaplı olmasından dolayı halk arasında “Kurşunlu Cami” olarak bilinmektedir. Caminin banisi, Rumeli, Şam ve Karaman Beylerbeyi Kızıl Ahmedli Hacı Ahmed Paşa’dır. Caminin adı kayıtlarda “Hacı Ahmed Paşa Camii” şeklinde de geçmektedir.

Kurşunlu Camii, gezip görülen diğer camilerden farklı olarak kalem nakışları ve süslemeleri yönünden benzeri olmayan bir güzelliğe sahiptir. Kurşunlu Camii’nin beyaz mermerden yapılmış mihrap ve minberi oldukça anlamlı çizgiler taşımakla beraber ana kubbenin ortasında “Halim” imzalı celi sülüsle yazılmış bir göbek yazısı bulunmaktadır. Bu yazı Cuma Suresi’nin 9. ayetidir ve siyah zemine oksit sarıyla yazılmıştır. Türkçe anlamı ise şudur:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” 

3Gülük Camii

Yerel geleneğin dışında abidevi bir çini mihraba sahip olan Gülük Camii, bu özelliği ile Kayseri eserleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Danişmentliler döneminde yaptırılan Gülük Külliyesi; cami, medrese ve onların hemen yanında yer alan fakat günümüzde bulunmayan hamamdan oluşmaktadır.

Külliyenin veya caminin inşa tarihini ve banisini belirten bir kitabesi yoktur. 1211 yılında Sultan Mehmet Melik Gazi’nin yeğeni olan Yağıbasan Mahmut kızı Atsız Elti Hatun tarafından onarım gördüğü kayıtlarda mevcuttur. Caminin mozaik çini mihrabı, anıtsal boyutlara ulaşmış ölçüleri ve dekoratif görünüşü ile bütün mekâna hâkim bir unsur olarak görenleri hayran bırakmaktadır.

Mimari süslemede çiniyi yer yer kullanmış olmakla birlikte, daha ziyade mahalli bir malzeme olan taşı benimsemiş bulunan Kayseri’de mahalli geleneğin dışına çıkılarak ortaya konmuş böylesine muhteşem bir eserin varlığı, mozaik çini mihrapların bir gelenek halinde inşa edildiği Konya ile bir bağlantı kurmak suretiyle açıklanabilir. Yapım tarihi ve ustası kesin olarak bilinmeyen bu mihrap, sanat tarihi araştırmacıları tarafından 13. yüzyılın ikinci yarısına veya sonlarına tarihlendirilmektedir. Ayrıca caminin devasa güzellikte bir taç kapısı da mevcuttur.

4Yaman Dede Camii

1886’da Sultan Abdülhamid döneminde Metropolit İonnis tarafından yaptırılmış olan yapı ilk etapta kilise olarak inşa edilmiştir. Rum vatandaşların mübadele yoluyla Talas bölgesini terk etmesinin ardından 1925 yılında mülkiyetinin devredilmesi ile camiye çevrilerek ibadete açılmıştır. Orijinalinde kilise olan yapı, haçvari plan şemasında inşa edilmiştir. Güney yönünde mihrap ve minber eklenerek yapı camiye çevrilmiştir. Panaya Kilisesi olarak bilinen yapıya, camiye çevrildikten sonra Yaman Dede Camii adı verilmiştir. Caminin teras kısmının altında dükkanlar mevcuttur. Günümüzde dükkanlar, kültürel amaçlı hizmet vermektedir.

5Hunat Hatun Camii ve Külliyesi

Alaeddin Keykubad’ın karısı, II. Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hatun tarafından 1237-1246 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan bu külliye, gerek genel görünüşü, gerekse yapılış şekliyle Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzel ve en önemli örneklerinden biridir.

Caminin batı cephesindeki ana giriş kapısı şaheser bir arabesk süsle donatılmıştır. Bunun üzerine de “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, gereği üzere namaz kılan, zekat veren, Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder, onarır. İşte hidayet üzere bulunanlardan oldukları umulanlar bunlardır” mealindeki Ayet-i Kerime yazılıdır. Kitabesinde ise şöyle denilmektedir:

“Bu mübarek mescidin yapılmasını, fetihler babası, dünya ve dinin yardımı ve emanı, Keykubad’ın oğlu, Keyhüsrev zamanında, yüksek mertebe sahibi zahide, saliha, dünya ve dini safvetti, hayırların öncüsü, büyük valide emretmiştir. Allah onun yüceliğinin gölgesini daim ve iktidarını kat kat eylesin. Bu yapı altı yüz otuz beş yılında şevval ayında inşa edilmiştir.”

Selçuklu döneminde “Huvand” unvanı Selçuklu Saray ailesine özel bir unvan olarak verilmektedir. Mahperi Hatun da bu unvanı kullandığı için Cami Huvane’den Türkçeleşerek “Hunat Cami” olarak adlandırılmıştır. Ayrıca caminin tarihi değeri çok yüksek mihrabı ve minberi de günümüze kadar dimdik ayakta durmaktadır. Hunat Hatun, caminin kuzey ucundaki türbesinde medfundur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz