Avustralya’da Ramazan

0
189
Mosque Sunshine

Konu Ramazan olunca hep eski Ramazan aylarından bahsedilir. Bayramlar da öyle. Kimsenin hafızasında kötü Ramazan veyahut kötü bayram yoktur. Hatıralar daima güzel ve tatlıdır. Aslında gün gelecek bugünkü bayramlar da hafızalarda güzel olarak kalacaktır. İleride gün gelecek günümüzün çocukları bugünkü Ramazanlar için “Ah, o eski Ramazanlar yok mu?” diye hayıflanacaklar.

Avustralya’ya geldiğimiz ilk yıllarda Ramazan ayının başladığını bile bilmediğimiz zamanlar oldu. Avustralya’da Ramazan ayına girildiğini, bayramın geldiğini Türkiye’den gelen mektuplardan öğrenirdik. O yıllarda camiler olmadığı için teravih namazları bile kılınmazdı.

İlk yıllar böyle geçti. Sonraki yıllarda üçüncü hamur kağıtları üzerine basılmış imsakiyeler çıkmaya başladı. Bu imsakiyeler elden ele dolaşırdı. Bunlar, mürekkebi okunması zor olan daktilo ile hazırlanır, sonra da teksir makinesi ile çoğaltılırdı.

İftar Sofraları

O yıllarda iftarlar da bir başkaydı. Zira kadın erkek hemen herkes bir fabrikada çalışıyordu. Annelerimiz gün boyunca çalıştıkları için yemekleri ancak işten döndükten sonra hazırlamaya başlıyorlardı. Yemekler hazırlanırken çocuklara bile görev düşerdi. Çocukların, oruç tutsun tutmasın, iftardan önce yemek yeme şansları olmazdı.

Eskiden günümüzde görüldüğü kadar davetler olmazdı. Türk toplumunun nüfusu azdı. İnsanlar birbirlerinden uzak yerlerde yaşamaktaydı. Davete icabet etmek bu nedenle zordu. O nedenle davetler genelde hafta sonlarına bırakılırdı. O yıllarda mevcudu pek bulunmadığından Türk lokantalarında iftar yapma geleneği hiç yoktu.

Melbourne‘daki ilk teravih namazları Coburg’da camiye dönüştürülmüş bir evde kılınmaktaydı. Namaz için bütün Türkler o camide toplanırdı. Toplum o yıllarda bir camide toplanacak kadar küçüktü. Bir ev bütün toplumun dini ihtiyacına cevap vermekteydi.

1968-69 yıllarındaki Ramazan ayı ve bayram günleri kasım-aralık aylarına isabet etmekteydi. 1970’li yılların başlarında toplumun önemli bir kısmı şehir merkezinin yakınlarında bulunan çok katlı dairelerde kümelenmişti. Çocuklar bayram günlerinde Türkiye’de olduğu gibi güzel elbiselerini giyerlerdi. Dairelerde bulunan Türklerin kapılarını çalar, el öpüp para toplarlardı. Bayram günlerinde, genelde birinci günde, işe ve okula gidilmezdi. Bazı çocuklar bayramı izah edemediklerinden öğretmene hasta olduklarından dolayı okula gelemediklerini söylerdi. Bazı çocuklar ise bayramı Türklerin Christmas’ı olarak anlatmaya çalışırdı.

Okulda oruç tutmanın zorlu yönleri vardı. Teneffüste bütün çocuklar yemek yerken orucu anlatmak bir çileydi. Ramazan ve oruç tutmayı ilk defa öğrencilerinden duyan öğretmenler olurdu. Bazıları merak ve kaygıdan araştırma yapardı. Avustralya’daki birçok öğretmen Müslümanlıkla ilk defa böyle tanışmıştı.

Günümüzde Ramazanlar Bir Başka

Günümüzde her şeyde olduğu gibi Ramazan ile ilgili de değişiklikler yaşandı. Aslında Ramazan değişmedi. Ramazan’ı nasıl yaşadığımız değişti. Şimdilerde birçok ailenin bu ülkede bir değil birçok arabası bulunmaktadır. Aileler büyüdü ve dallandı. Dördüncü neslini görenler oldu. Ramazan’da iftar programları çoğaldı. On binlerin katıldığı bayram şenlikleri düzenlendi. Sırf bayrama renk katsın diye mehter takımları kuruldu. Eskiden üçüncü hamur imsakiyeleri mumla aranırken şimdi birçok toplum kuruluşu ve iş yeri cilalı kağıtlar üzerine basılmış kaliteli imsakiyeler dağıtmaktadır.

Son yıllarda iftarlar da bir başka olmaya başladı. Türk ya da Müslüman olmayanlar da iftarlara davet edilir oldu. İftarlar artık evlerin dışına çıkmaya başladı. Büyük salonlardan en lüks lokantalara kadar, üniversite ve kiliseler gibi farklı mekanlarda yapılmaya başlandı. Başbakan, Genel Vali, üst düzeyli bürokrat, sanatçı ve sporcular iftarların önemli misafirleri arasında yer aldı. Artık sadece Müslümanlar değil polis teşkilatı gibi farklı kamu kuruluşları ve bankalar gibi özel sektörden ülkenin en büyük şirketleri bile iftar yemeği düzenleyenler arasında bulunmaktadır.

İftar programları İslam coğrafyasına ait farklı kültür ve mutfakların tanıtılması için fırsat oldu.   

Ramazan Bereketi

İftarlarla ilgili bu kadar etkinliğe rağmen birçok insan Ramazan ayının bütün özelliklerini bilmemektedir. Geçtiğimiz yıllardaki bir iftar programında yabancı bir misafir yanındaki bir Müslüman’a “Ramazan’da iftar yapmak gelişmekte olan yeni bir gelenek midir?” diye ilginç bir soru sordu. Müslüman kişi “Hayır, iftar yemekleri Ramazan kadar eskidir.” diye cevap verdi. Misafir, “Ama biz yeni tanıdık, duyduk.” dedi. Bu kişiye Ramazan hakkında geniş bilgi verildi. Ramazan ve iftarların bir ay boyunca sürdüğünü anlatınca hayret ve dehşet içinde “Siz bunu her yıl nasıl yapıyorsunuz? Biz yılda bir kez yapılan Noel yemeğinde bir araya zor geliyoruz. Kimimiz tatilde kimimiz uzakta oluyoruz. Ama siz bunu her gün, üstelik bir ay boyunca yapıyorsunuz. Yani bizim otuz yılda yaptığımızı siz her yıl bir ayda yapıyorsunuz.” dedi. Ardından “Bunun kıymetini bilmek lazım. Çok şanslısınız ki böyle bir geleneğiniz var.” diye ilave etti.

Bu misafirin de belirttiği gibi bazen sahibi olduğumuz değerlerin kıymetini anlamıyoruz. Ramazan bize normal geliyor ama dışarıdan bakıldığında hakikaten o bir hazine.

Ramazan; İyilik ve Güzellik Ayı

Sofralarımıza ailelerimizi ve dostlarımızı davet ederken ihtiyaç sahiplerini de muhakkak düşünmemiz gerek. Bu ülkede Türkiye’den okumak üzere gelen çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. Her zaman olmalı ama en azından Ramazan atında onları iftar sofralarına davet etmek gerek. Ayrıca dinleri ve milliyetleri ne olursa olsun komşularımıza da kapılarımızı açmamız gerek. Bir takım sosyal problemlerin kurbanı olarak ıstırap ve sıkıntı içinde olan insanları tespit edip yardımcı olmak gerek. Bunlar esasında sadece Ramazan ayında değil yılın bütün aylarında yapılması gerekli olan şeyler. Ramazan ayının temel esprisi de zaten budur. Zira Ramazan bizim sadece Ramazan ayında ‘iyi bir vatandaş’ olmamızı istemiyor. O, yılın bütün aylarında insanların iyiliklerde bulunmalarını istiyor.

İftar sofraları, kaynaşmak ve dostluklar kurmak için güzel bir ortamdır. Ancak tek başına salon ve lüks lokanta davetleri yeterli değildir. Zira Ramazan, Avustralya’daki bir televizyon haberinde kullanılan “Month of fasting and feasting” ifadesinde tasvir edildiği gibi “Aç kalma ve ziyafet çekme” ayı değildir. Oruç tutmak ve ibadet etmenin yanı sıra Ramazan, esas olarak kişisel olarak muhasebede bulunmak, kötülükleri terk etmek, yardıma muhtaç olanlara gerekli ilgiyi göstermek, iyilikleri ve güzellikleri paylaşma ayıdır.

Önceki İçerik5 Soruda Bulgaristan’da İslam
Sonraki İçerikAmerika’lı Çiftin Donut, Kahve ve Sohbetle İslamofobi Mücadelesi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz