İslam Felsefesinin Sistemci Filozofu: İbn Sînâ

513

Her hafta bir filozofumuzu ve bıraktığı mirası birlikte tanıyıp anlamaya çalışarak devam ettirmeye gayret ettiğimiz serimizde bugün kendisini ele alacağımız kişi; felsefi yönünün yanı sıra tıp, matematik gibi birçok farklı alanda da kıymetli eserler vererek hem İslâm âleminde hem de eserlerinin tercüme edilmesiyle birlikte batıda büyük ün ve saygınlık kazanmış bir filozof olan İbn Sînâ olacak. Hadi o zaman başlayalım.

Hayatı ve Şahsiyeti

Ebû Ali el-Hüseyin b. Sînâ, şu anda Özbekistan sınırları içinde bulunan Buhara şehrinin yakınında bulunan Efşene köyünde yaklaşık 980-81 yılında doğdu. İslam dünyasında İbn Sînâ adıyla tanınan, orta çağ alim ve düşünür kesiminin ise kendisine “eş-şeyhü’r reis” unvanını verdiği bir filozof olan İbn Sînâ, eserlerinin uzun yıllar boyunca ders kitabı olarak okutulduğu batıda ise “Avicenna” adıyla bilinmekte ve kendisine “filozofların prensi” denilmektedir. Babası Abdullah, İsmâilî görüşlerini benimseyen ve İsmâilî dâîlerle sürekli irtibat halinde olan biriydi. Bu sık görüşmeler dolayısıyla evi felsefe, geometri, matematik gibi konuların konuşulduğu bir yer haline gelmişti. Böyle bir ortamda büyüyen İbn Sînâ, küçük yaştan itibaren felsefi konulara bir âşinalık kazanmış ama İsmâilî görüşlerini yanlış ve yetersiz bularak onlara karşı her zaman mesafeli durmuştur.

Eğitim Hayatı

İbn Sînâ, gerek zekası gerek de ilme olan ilgisi dolayısıyla küçük yaşlardan itibaren çevresinin dikkatini çekmiştir. Öncelikle dini ve edebi konularda eğitim alan filozof, devamında felsefenin çeşitli alanlarına dair dersler almış ama bu dersleri yeterli görmeyip kendi kendini yetiştirmek için okuma ve incelemeler yapmaya başlamıştır. Bu çalışmaları sonucunda felsefe konusunda iyi bir donanım elde eden Sînâ, sonrasında tıp alanına giriş yapmış, önemli tabiplerden ders aldıktan sonra bu eğitimi de yeterli bulmamış, tıp ve eczacılık alanındaki önemli eserleri kendi kendine okuyup incelemeye başlamıştır. Kendi ifadesiyle daha on altı yaşında iken alanında uzman birçok tabip, onu bir tıp otoritesi olarak görmüş ve bilgi birikiminden faydalanmak istemiştir.

Üstün zekası, çocukluktan itibaren aldığı nitelikli eğitim ve çalışma azmiyle özellikle felsefe ve tıp alanında elde ettiği birikim sayesinde oldukça ünlenen İbn Sînâ, dönemin Sâmânî Hükümdarı Nûh b. Mansur’un hastalanması sebebiyle saraya davet edilmiş ve tedavisinde gösterdiği başarılar dolayısıyla saray hekimliğine getirilmiştir. Bu sayede zengin saray kütüphanesine girme ve orada çalışma fırsatı bulan İbn Sînâ, daha önce tanımadığı birçok bilgin ve düşünürü tanımış ve eserleriyle tanışmıştır. On sekiz yaşına geldiğinde kendi deyimiyle ilmin nihai sınırlarına ulaşan filozof, Sâmânî Devleti’nin yıkılmasıyla Buhara’yı terk etmek zorunda kalmış, hayatının geri kalanını İran coğrafyasının muhtelif şehirlerinde vezirlik, özel hekimlik gibi görevlerde bulunarak geçirmiştir. Bu süre zarfında birçok eser yazmış ve talebeler yetiştirmiştir. İsfahan’da ikamet ettiği sırada Gazneli Mahmud’un İsfahan’ı almasından sonra evi ve kütüphanesi yağmalanan filozofun, yaşadığı sarsıntılar yüzünden sağlığı bozulmuş ve yakalandığı kulunç hastalığı sebebiyle 1037 yılında vefat etmiştir.

Felsefi Görüş ve Eserleri

Müslüman filozoflar içerisinde en çok eser verenlerden biri olan İbn Sînâ, felsefe ve bilimin birçok dalıyla ilgili kaleme aldığı eserler ile kendinden sonrakilere zengin bir külliyat armağan etmiştir. Büyük filozofun mantık, doğa bilimleri, matematik, metafizik, astronomi gibi alanlara dair yazdığı eserler oldukça geniş hacimli olup kendinden önceki filozofların eserlerine kıyasla daha kapsamlıdır. Kendisinden önce yüzeysel olarak ele alınan ve boşlukta kalan konuları derinlemesine inceleyerek açıklaması, kazandığı ünün başlıca sebeplerindendir. Felsefe ve bilim alanındaki eserlerinin yanı sıra bazı Kur’an sûrelerine tefsirler yazması, namaz, nübüvvet, ahiret, kader gibi dini konuları kapsamlı olarak ele alması onun İslam dünyasında daha saygın bir alim olmasını sağlamıştır. Diğer Müslüman filozoflarımızın aksine İbn Sînâ’nın eserlerinin çoğunun günümüze ulaştığı bilinmektedir, bunun en büyük sebebi ise eserlerinin ilk yazdığı andan günümüze kadar sürekli olarak okunması ve okutulmasıdır.

Eserleri İslam dünyasının dışında hem doğu hem batıda büyük ilgi uyandırmış ve geçmişten günümüze İbrânice, Süryânice, Latince, Farsça, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, İspanyolca gibi birçok dile tercüme edilmiştir. En meşhur eseri olarak bilinen “el-Kanûn fi’t-tıbb” adlı eser İbn Sînâ’nın tıp alanındaki başyapıtıdır. Bu eser orta çağdan modern dönemlere kadar tıp alanının en önemli kaynak eseri olarak görülmüş ve birçok üniversitede ders kitabı olarak okutulmuştur.

İbn Sînâ’yı Tanımak İçin;

  • Hay bin Yakzan – İbn Sina – Yapı Kredi Yayınları (Kitap)
  • İbn Sînâ Kitabı – M. Şerafeddin Yaltkaya – Büyüyenay Yayınları (Kitap)

[1] [2]

Diğer Güzel Haberler

Türkiye, Cibuti’de inşa ettiği Doğu Afrika’nın en büyük camisinin resmi açılışına hazırlanıyor. Başkentte inşa edilmiş olan camii, Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) tarafından yaptırıldı. TDV camii inşaatına 2017 yılında başladı. İnşaat biter bitmez 2019 yılı itibariyle de resmi açılışının gerçekleştirilmesi bekleniyor. Okumak İçin Tıklayın

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi son sınıf öğrencisi Hatice Acar
hanımefendi gençlik faaliyetlerinin eksikliğini fark edip yola koyuldu. Kendisi ve ekibi,
Düşünen Müslüman Hareketi’ni başlatarak, gençlerin İslam hakkındaki sorularını deliller
getirerek cevaplıyor. Okumak İçin Tıklayın

Bir grup genç Müslüman 10 Avrupa ülkesinde sokak sokak gül dağıttı. Temel İslami konular hakkında yoldan geçenlere bilgi vermek için etkinlik standları kurdular. Böylelikle İslam hakkındaki korkuların ne kadar yersiz olduğunu ve İslam’a karşı önyargıların da ne kadar manasız olduğunu en pratik şekilde göstermiş oldular. Okumak İçin Tıklayın

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz