Davet Yolunda Bir Siyah Bir Beyaz – Ramazan Kayan

Bugün Ramazan Kayan Hoca’nın Çıra Yayınları’ndan neşredilen “Davet Yolunda Bir Siyah Bir Beyaz” adlı kitabı üzerine konuşacağız. İtiraf etmeliyim ki kendisi cüz’i hacimli kitaplarıyla çok şey anlatmayı her defasında başarıyor. Bu kez ise biri siyah biri beyaz iki mübelliğin hikâyesini bizlere aktarma noktasında aracılık ediyor.

Biri erkek biri kadın. Biri siyah biri beyaz. Biri motosikletli diğeri tekerlekli sandalyeli. Biri Afrika’da diğeri Avrupa’da. Biri mühtedi diğeri ise İslami bir ailede büyümüş Müslüman. Bu denli farklı yönleri olmasına rağmen hakikatin ortak paydasında buluşmuş ve onu, çevrelerindeki gönüllere ulaştırmaya namzet iki dertli. İki davetçi. İki adanmış yürek. Zihinlerimizi, kalplerimizi titretecek iki isim. Onlar kim mi? Musa Bangura ve Gülseren Gümüş.

Musa Bangura’nın Hikâyesi

Kitabımız Ramazan Hoca’nın İHH İnsani Yardım Vakfı ile birlikte Afrika’nın Sierra Leone ülkesine yolculuğa çıkmasıyla başlıyor. Kitabı sürükleyici kılan da sanıyorum ki hocanın yolculuğa çıkış sebeplerinden başlayarak yolculukta yaşadığı tüm anlara yüklediği duygu dolu tahliller. Kitabı okurken adeta Afrika’ya yolculuk edeceksiniz. Buna şüpheniz olmasın.

Gelelim kitabımızın ilk kahramanı olan Bangura’ya. Kulağa garip gelebilir ama o, ileri seviye iyi bir şekilde yetiştirilmiş profesyonel bir misyoner. Ta ki sorgulayana ve hakikati aramaya yönelinceye kadar. İslam’a kavuştuktan sonra olan çabası, azmi, mücadelesi ve İslam ile müşerref olmasına vesile olduğu insan sayısını duyunca çok şaşıracak ve ne yalan söyleyeyim biraz da kendinizi sorgulayacak ve utanacaksınız.

Gülseren Gümüş’ün Hikâyesi

Kitabımızın ikinci kahramanı ise Merhume Gülseren Gümüş hanımefendi. Kendisi bizlere tek engelin inançsızlığımız olduğunu bilfiil gösteren engel tanımayan bir şahsiyet. Aşılması zor engeller ve imtihanlar ile dolu bir ömre sığdırdığı amelleri duyunca şaşırmadan edemeyeceksiniz.

Gülseren Hanım ile Ramazan Hoca arasında yaşanan ve insanı derinden sarsan o diyaloğu sizlerle paylaşmak istiyorum.

-“Gülseren kardeş, muhteşem işler yapıyorsunuz. Türkiye’de bizlerin de benzeri çalışmalarımız oluyor. Bu gibi işlerin ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Siz şu engelli bedeninizle bu kadar faaliyetin üstesinden nasıl geliyorsunuz? Bu yükün altından nasıl kalkıyorsunuz?”

-“Hocam ben hep şunu düşünürüm, hareket eden şu üç parmağın hesabını Rabbime nasıl verebilirim? Bu üç parmakla Allah için daha fazla ne yapabilirim? Biliyorum, hesap günü sadece yaptıklarımla değil, yapabilecekken yapmadıklarımdan dolayı da Rabbime hesap vereceğim. Beni sürekli canlı tutan hesap günü endişesi.”

İşte bu cevap beni bitiren, derinden sarsan, belki de ölünceye kadar unutamayacağım bir cevaptı. Koptum, başım önüme düştü. Sığındığım tüm gerekçeler, mazeretler silindi gitti.

Ve kitabın sonlarına doğru şunları belirtiyor Ramazan Hoca:

-“Hep düşünürüm. Mahşer gününde Allah Teâlâ tekerlekli sandalyeye bağlı iki kulunu (Şeyh Ahmed Yasin ve Gülseren Gümüş’ü) diğer kullarına gösterip:

-‘Bu iki kulum şu engelli bedenleri ile benim davam için bu kadar mücadeleyi başarmış iken sizlerin özrü neydi? Bahaneniz neydi?’ diye soracak olsa nasıl cevap vereceğiz?”

Öyle sözler vardır ki hançer yarası almak yanında daha hafif kalır…

Böylesine ihtiyaç duyulan bir kitabı okuyucuyla paylaştığı ve bu iki örnek şahsiyeti paslanmış yüreklerimize tanıttığı için Bi’ Dünya Haber Ekibi olarak Ramazan Kayan hocamıza teşekkür ederiz. Haydi öyleyse okumaya…

Diğer Güzel Haberler

Bu güzel insan Musa Bangura (İslam’la şereflenmeden önce Moses Mark Bangura) kilise okulunda büyüyen ve genç yaşlarda rahip olan birisi. Dini anlatma konusundaki yeteneğini fark eden babası tarafından Nijerya’ya Evangelist okuluna gönderildi. Orada Müslümanları nasıl Hristiyan yapacağına dair eğitimler aldı. Okumak İçin Tıklayın

İngiltere Premier Ligi’nde Liverpool takımında forma giyen ve adından çokça söz ettiren Muhammed Salah, Merseyside şehrinde İslamofobi bağlantılı nefret suçlarının iki yılda yüzde 18.9 oranında azalmasını sağladı. Okumak İçin Tıklayın

Bir medeniyet telakkisi düşünün ki ilim dünyanın bir ucunda dahi olsa onu almaya teşvik etsin. Bir devlet düşünün ki bu anlayışın aşkına, vecdine, estetiğine tutulmuş olsun. Evet, bu haberimizde Osmanlı’nın Ulu Hakan devrine uzanıyoruz. Okumak İçin Tıklayın

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz