Müslüman Çocuk Serisi #4: Çocuk ve Güvenilirlik

Müslüman çocuk dünyasına yaptığımız yolculuğun dördüncü durağına geldik. Diğer duyguların temelini oluşturan güven ülkesine yol alıyoruz bu kez.

0
379
Çocuk ve Güvenilirlik

Müslüman çocuk dünyasına yaptığımız yolculuğun dördüncü durağına geldik. Diğer duyguların temelini oluşturan güven ülkesine gidiyoruz bu sefer.

Güven Ülkesi

İnandığımız şeylere bağlanmaktan gelen rahat ettirici duyguya “güven” diyoruz. Güvenme eylemi, temel duygusal ihtiyaçlarımızdan biridir. Yolumuz güven ülkesinden geçtiğine göre iyi hasletleri vesilesiyle ismini “el-Emîn” sıfatıyla taçlandıran Peygamberimizi (sav) hatırlamamız gerekiyor. El-Emin; güvenilir, inanılan, inanan, güvenen, korkusuz kimse demektir. Hz. Peygamber’in (sav) bu örnekliği tüm insanlığa güven tohumuyla sulanmış ilişkilerin ne kadar sıhhatli olduğunu göstermiştir. Vahye kadar olan kırk yıllık süreç içerisinde Câhiliyye kötülüklerinden uzak durması toplumda güvene dayalı bir algı oluşturmuştur. Aynı zamanda toplumdaki şerli faaliyetlerin önündeki en büyük engel olmuştur.

Güven arttıkça erdemli davranışlar artıyor, toplum güzelleşiyor. Bu minval üzere emniyetin yaygınlaşması toplumda güvenilir bireylerin çoğalmasıyla sağlanıyor. Toplumun güzelleşmesi öncesinde hânelerin güzelleşmesi adına gayret edebiliriz. Peki çocuklara güvenilir olma hasletini nasıl yerleştirebiliriz?

İç Dinamiklerin Temeli: Güvenli Bağlanmak

Güven ilişkisi, bebek ana rahmindeyken başlar. Doğumdan sonra da şekillenerek devam eder. Ebeveynin çocuk emanetini teslim almaya hazır olup olmaması, doğum öncesi ve sonrasında yaşanan psikolojik ve duygusal durumlar güvenli bağlanmayı etkiler. Çocuk, temel ihtiyaçlarının karşılanmasında bir başkasına bağımlıdır. Bu bağ, çocuk için hayati bir öneme sahiptir.

Çocuk açlık hissiyle ağladığında bakım veren kişiyi yanında görmesi, güven duygusunu tatmasını sağlar. Çocuk, kendi çağrısına kulak verildiğinde güven terazisini kurmaya başlar. Annesinden/bakım veren kişiden güvensiz bir biçimde ayrılan çocuk hayatının geri kalan kısmında hiç kimseye güvenemez hale gelir. Bu durum diğer duygularını da zedeler. Çocuk, artık kuşku ve kaygı ile tanışmış olur.

0-4 yaş aralığı, bakım veren kişiyle çocuk arasındaki güven ilişkisinin kritik dönemidir. Bu zaman dilimi, ilerleyen yıllarda diğer insanlarla olan ilişkilerinin samimiyetini ve derinliğini, sosyalleşme becerisini, dünyaya bakış açısını belirler. Çocuğun benliğini güven atmosferinde algılaması, sağlıklı bir kişilik gelişimi açısından da son derece önemlidir. Diğer kişiler hakkında güven terazisi kurabilmesi -karşısındakinin ne kadar güvenilir olduğunu hissedebilme gücü kazanması- bu atmosferin içinde yetişmesine bağlıdır.

Duyguları hissedilen ve duygularına cevap verilen çocuk, ötekinin duygularını hisseder. Güvensiz ve suistimal edici biriyle karşılaştığında onu konuşmalarındaki sunilikten ve gözlerindeki sönüklükten tanıyabilmesi, güven terazisi kurabilmiş çocukların becerisidir. Çünkü güven duygusu sunilikten ve anlamsız bakışlardan uzaktır. Bakım veren kişinin şefkat dolu bakışları, göz göze iletişim kurması, sevgi yüklü davranışları, duyguların açık yaşanması ve samimiyet dolu olması güven terazisini inşa eder. Bu noktada çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçları fark edilmeli, ruhsal halleri hemen çözümlenmeli ve tutarlı bir yaklaşım sergilenmelidir.

Güven Duygusu

Güven duygusunu, bitkinin kökleri olarak düşünebiliriz. Kökleri sağlam ve gelişmiş olan bir bitki toprağa sıkıca tutunabilir ve onu besleyecek mineralleri gövdesine sağlıklı bir biçimde taşıyabilir. Çocukla kurulan güven bağı, suyun toprağı beslemesi gibi çocuğun ruhunu besliyor; sevgi, merhamet ve adalet gibi iç dinamiklerini geliştiriyor. Bu durum ise çocuklara ilerleyen dönemlerde olumlu düşünebilme, işbirliğine açık olma, girişimci olma ve diğergâmlık becerisi olarak geri dönüyor.

Güvensiz bağlananlar ise, toplum içerisinde endişeli ve ürkek tavırlar sergileyen, benmerkezci davranan ve her an terk edileceği hissine kapılan bireyler haline geliyor. Bu bağı onarmanın yolu ise uzun zamandır ihmal edilmiş sevilme, değer görme gibi ihtiyaçlarının karşılanacağı anlayışlı ve ilgi gösteren insanlarla ilişkiler kurabilmekten geçiyor. İnsanlık adına her daim heybemizde taşımamız gereken güvenilirlik vasfı, çağın çıkmazlarına karşı sığınağımızdır. Aynı zamanda aileyi ayakta tutan bağlardan en önemlisidir. Güvenin olduğu yerde sevgiye yer açılırken korkuya, şiddete, dayatmalara yer verilmez. Çocukla aile arasındaki güven bağı, ailenin geleceğine yatırım yaptığı manevi sermayesidir.

Güven odaklı ailede çocuk aileyi her zaman sığınabileceği bir liman olarak görür. Hatalı davranışlar yapsa bile aileden kaçmak yerine dönüp dolaşıp aileye sığınır. Bu durum çocuğun hata payını daraltırken yetişkinliğe giden yolculuğunda ona yoldaşlık etmenizi sağlar. Büyüdükçe artan fiziksel uzaklıklar, yerini kalplerin yakınlaşmasına bırakır. O halde güven basamaklarını tırmanarak kalpten kalbe giden yolu yakınlaştıralım. Kuşku çağında çocukları güven ülkesiyle tanıştıralım.

Önceki İçerikMevlana Şiirlerini Yapıya Dönüştüren Adam: Nader Khalili
Sonraki İçerikÜlkeleri Tanıyoruz: Japonya

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz