Chinua Achebe ve Parçalanma Romanı

1
506
Parçalanma Chinua Achebe -min

Edebiyat ışığında “Afrika’da Yaşam” serimize kıtanın en kalabalık ülkesi olan Nijerya ile başlıyoruz. 1960 yılında bağımsızlığını ilan edene kadar İngiliz sömürgesi altında kalan ülke, tarih boyunca kadim kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Başta Hausa Fulani, Yoruba, Igbo ve Ijawlar olmak üzere 250’den fazla etnik grubun yaşadığı ülkede resmi dil olan İngilizcenin yanı sıra halen yüzlerce yerel dil konuşulmaktadır. Her bir etnik grubun kendine has gelenek ve görenekleriyle zenginleştirdiği Nijerya toplumunun misyonerlerin gelişiyle değişen ve parçalanan kaderini anlatan meşhur roman “Parçalanma”yı ve bu önemli eserin kıymetli yazarı Chinua Achebe’yi sizlere tanıtacağız.

Afrika Edebiyatının Babası: Chinua Achebe

Yüzyıllardır hikâyelerini güçlünün, sömürenin ve kazananın yazdığı, öz evlatlarının yakarış ve feryatlarının bir türlü duyulmadığı kıtanın evladı olan Chinua Achebe Nijerya’nın doğusunda bulunan Ogidi köyünde 1930 yılında dünyaya geldi. İgbo kabilesine mensup olan düşünür, üniversite eğitimi için dönemin eğitim üssü sayılan İbadan’a (Nijerya) gitti ve orada İngiliz Dili, Tarih ve Teoloji okudu.

“Başkasının hikayesini beğenmiyorsan, kendi hikayeni yaz” diye yola çıkan usta edebiyatçı, yazmaya henüz üniversite sıralarındayken başladı. Yıllardır sömürgecinin kaleminden okunan kıta gerçeklerini kendisi kaleme aldı. 1958’de yayımlanan romanı “Parçalanma” dünya çapında ses getirdi. Nitekim 2007 yılında bu eseriyle Man Booker Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Achebe, Nijerya’nın bağımsızlığını kazanmasını müteakip ülkenin güneyinde yer alan Biafra bölgesinde yaşanan ayrılık hareketleri sonucu 1967’de başlayan iç savaşta aktif mücadele verdi. Biafra’nın bağımsızlığından yana oldu, yeni kurulacak devletin bir nevi fahri büyükelçisi gibi görev yaptı. Ancak Nijerya üç yıl sonra Biafra’da kontrolü ele aldı. Bir süre siyasetle ilgilenen Achebe, gördüğü yolsuzluk ve adam kayırma (nepotizm) gibi bozukluklar sonrası siyasetten uzaklaştı. Birkaç yıl Amerika’da yaşadıktan sonra vatanına dönse de, 90’larda geçirdiği bir kaza sonucu felç kalması nedeniyle Amerika’ya kalıcı olarak yerleşti.

New York’taki Bard College’de geçirdiği 18 yıllık görev süresinin ardından, Brown Üniversitesinde Afrika İncelemeleri sahasında profesör olarak hizmet verdi. Achebe 2013 yılında vefat etti.

Parçalanma Kitabı ile Açılan Yeni Bir Dönem ve Afrika Edebiyatı Kavramı

Chinua Achebe yazdığı bu farklı roman sayesinde yepyeni bir dönem başlattı ve Afrika Edebiyatı’nın “Parçalanma” kitabının yayımlandığı tarih olan 1958’e kadar, Amos Tutuola, Cyprian Ekswezi ve Peter Abraham gibi isimlerin varlığına rağmen, Afrika Edebiyatı diye bir kavram gündeme gelmemişti. Achebe bu roman sayesinde yepyeni bir dönem başlattı ve Afrika Edebiyatı’nın “babası” olarak anılmaya başladı. Kıtanın kendi evladı tarafından yazılan “Parçalanma” yayımlandığı yıl tam 10 milyon baskı sattı, 50’den fazla dile çevrildi ve Amerika’da birçok okulda ders olarak okutuldu.

Achebe yalnız kendi kıtasına ilgi duyan bir düşünür olmanın ötesinde, dünyadaki tüm haksızlıklara karşı sesini yükselten bir aktivist olarak da zihinlerde yer alır. Güney Afrikalı Yazar J.M Coetzee ile birlikte Filistin Edebiyat Festivali’ne katılarak, Filistin halkına desteğini de açık yüreklilikle dile getirdi.

Sömürge Öncesi ve Sonrasında Nijerya Toplumuna Işık Tutan Bir Başyapıt: “Parçalanma

Afrika literatüründe önemli bir yeri olan bu kitabın ilk bölümleri, yazarın da mensubu olduğu ve Nijerya’nın en büyük kabilelerinden biri olan İgbo toplumunun gelenek göreneklerini ve kültürünü tasvir eder.

İgbo kabilesinin Umuofa klanının güçlü lideri savaşçı ruhlu Okonkwo, kendisinden farklı olarak zayıf ve yeteneksiz babasından devraldığı sıkıntılı köyleri yönetmek zorundadır. On iki yaşındaki oğlu Nwoye, Okonkwo’nun idealindeki erkek evlat olmaktan çok uzak, ona babasını hatırlatan tembel ve zayıf bir çocuktur.

Okonkwo’ya, bir başka klandan Ikemefuna isimli 15 yaşında yiğit bir delikanlı hediye edilir. Oğlu Nwoye’de göremediği her şeyi bu çocukta bulur. Çocuğun kendisini babası gibi sevmesine ve saygı duymasına karşın, Okonkwo gerçek hislerini asla göstermez, gizler. Duyguları gizlemek ve güçlü görünmek Afrikalı bir kabile liderinde olması gereken önemli bir özelliktir.

Kaynak: https://www.flickr.com/photos/elycefeliz/2769959091

Birlikte üç yıl geçirirler, Ikemefuna ailenin bir parçası olur. Köyün sözü dinlenir büyüklerinden biri Okonkwo’ya gelip, ‘ulu kâhinlerin’ Ikemefuna’nın öldürülmesi hususundaki kehanetini iletir. Kehanete göre çocuk öldürülmelidir, ancak öldüren kişi Okonkwo olmamalıdır. Okonkwo, kâhinlerin sözüne aldırmaksızın, başkalarına zayıf görünmemek için onu bizzat kendisi öldürür. Ardından da büyük bir hüznün içine hapsolur.

Sonrasında kendi klanından bir başka genci daha istemeden öldürünce, ailesiyle birlikte 7 yıl boyunca sürgüne gönderilir. Okonkwo ailesiyle birlikte annesinin köyüne Mbata’ya gider, orada Batı Afrika’nın meşhur kök bitkisi olan yam ekerek geçimini sağlar. Terk ettiği köyünde ise, kabile geleneklerine göre toprakların günahlardan arınması için, geride bıraktığı her şey yakılır, yıkılır.

Misyonerlerin Gelişiyle Birlikte Başlayan Yeni Dönem, Gelenek ve Din Çatışması

İlerleyen yıllarda civar köylere beyaz misyonerlerin geldiği haberleri alınır, nitekim çok geçmeden misyonerler Mbata’ya da ulaşır. Önce olabildiğince yumuşak bir üslup ile birden fazla tanrıya inanmanın şirk olduğunu anlatırlar, halkı yanlış inançlarından vazgeçip Hristiyanlığa girmeye davet ederler. Fakat sonrasında, her gelen misyoner grup farklı yöntemler kullanmaya başlar. Aşağılanmalar, tehditler ve fiziksel şiddet ile daha fazla insan misyonerlerin ağına düşer. Klan liderleri hemen her toplantıda küçük düşürülür, ataları hakir görülür. Bu toplantıların birinde Okonkwo kendisini kaybeder ve beyazlara katılan bir klan liderini öldürür. Artık ona destek verecek kimse kalmamıştır, klanlar kendi değerlerini korumaya ve misyonerlerin getirdiği yeni düzene karşı savaşmaya hazır değildir. Oğlu Nwoye bile kiliseye gitmeye, oradaki okuma yazma faaliyetlerine katılmaya başlamıştır.

Beyaz adam çok zekiydi. Diniyle birlikte sessizce ve barışçıl bir şekilde geldi. Onun budalalığı karşısında şaşkındık, bu yüzden kalmasına izin verdik. Oysa şimdi kardeşlerimizi kendi saflarına kattı ve kabilemiz artık birlik içinde hareket edemiyor.

Kaynak: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Chinua_Achebe_-_Buffalo_25Sep2008_crop.jpg

Artık yapayalnız kalan ve tüm gücünü yitiren Okonkwo, sömürgecilerin yol açtığı parçalanmaya dayanamayarak kendini asarak öldürür.

Bir Klan Liderinin Çöküşü ve Liderlik Kavramının Değişmesi

“Okonkwo o kadar zalim bir adam değildi. Ama tüm hayatına başarısızlık ve zayıflık korkusu hâkim olmuştu. Bu, keyfince davranan kötü tanrılara, büyüye, ormana, doğanın hain, kırmızı dişli ve pençeli güçlerine duyulan korkudan daha derin, daha içsel bir korkuydu. Okonkwo’nun korkusu tüm bunlardan daha büyüktü. Dışarıdan kaynaklanmıyor, yüreğinin derinliklerinde yatıyordu. İnsanlar babasına benzediğini düşünecekler diye kendinden korkuyordu.”

Savaşmak için yetiştirildiğinden, bir an dahi zayıf düşme korkusu, belki de onu acımasız yapan en önemli dürtüydü. Kutsal Barış haftasında dahi karısını toplum içinde evire çevire dövebilmişti. Çocuklarına uyguladığı şiddet de eşlerine uyguladığından farklı değildi. Tüm eksiklerine rağmen liderdi ve klanını bir arada tutmak için çabalamıştı. Achebe, bu sorunlu karakterin gücünün yavaş yavaş sönmesiyle birlikte, aynı topraklarda farklı bir zorbalığın güç kazanmasına dikkat çeker. Kabile liderlerinin anlattığı öykülerde, kullanılan dilde, geleneklerde, sömürgecilik öncesi Afrika’yı vahşi ve ilkel olarak tanımlayan varsayımların yanlışlığını gözler önüne serer. Afrika kültürünün bir lidere ihtiyacı olduğu şeklindeki “küstah ve etnosentrik” yaklaşımı sorgular.

Achebe insanlığın ve tüm dünya medeniyetlerinin köklerini tutan bu kadim kıtanın maruz kaldığı sömürge, işgal ve iç çatışmaları işlerken var olan kültürü ve gelenekleri öylesine ustalıkla anlatır ki, Joseph Conrad’ın Avrupalı bakış açısıyla yazdığı ve Achebe’nin ırkçı olarak nitelendirdiği Karanlığın Kalbi isimli kitabına da net bir cevap verir. Lakin şunu da belirtmeli ki, beyaz adamın kurnaz zekâsı karşısında, kendi zekalarını kullanmayan ve adeta bağımsızlıklarını beyaz adama hediye edercesine kolay teslim eden ve birbirine düşen kendi toplumunu da eleştirmekten ve bu toplumun eksiklerini göstermekten geri durmaz.

Kıta gerçeklerinin bir Afrikalı gözünden ilk defa hikâyelendirildiği “Parçalanma”, birçok açıdan Afrika Edebiyatı’nın mihenk taşı kabul edilir. Elliden fazla dile çevrilen kitap, Time dergisi tarafından 1923-2005 yılları arasında yazılmış en iyi 100 İngilizce roman arasında gösterilir.

Kitabın film uyarlaması 2008 yılında, Nollywood adıyla ün yapmış olan Nijerya film endüstrisindeki bir yapım şirketi tarafından çekilmiştir.

Parçalanma kitabı, Artık Huzur Yok ve Tanrı’nın Oku isimli kitaplarla birlikte Achebe’nin “Afrika Üçlemesi” içinde yer almaktadır. Yazarı ve ilerleyen dönemlerde ülkenin durumunu merak edenler için bu kitapları okumanızı da tavsiye ediyoruz.

Bir sonraki yazımızda Nijerya’yı hemen terk etmiyor ve kıymetli bir başka yazara daha yer veriyoruz. Nijeryalı kadınların ilham kaynağı Buchi Emecheta’yı dilimize henüz çevrilmeyen kitabı “Second Class Citizen” (İkinci Sınıf Vatandaş) üzerinden tanıyacağız.

Önceki İçerikKuala Lumpur: Kültürel İklime Dair Tecrübeler
Sonraki İçerikPeygamber Efendimizin (sav) Eğitim Metotları

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz